Sırtımızdaki demokrasi

Neyi bekliyoruz anlamıyorum. Herkes ilk adımı başkasından mı bekliyor? Bu sessizlik, ses istemeyeninin işine yarıyor! Neyden bahsettiğimi Türkiye’nin gündemiyle haber başlıkları düzeyinde ilgilenenlerin bile anlayacağını sanıyorum. Ayrıca aklı başında herkesin sorun olarak gördüğü Türkiye’nin şimdiki durumu artık uzun uzadıya izah edilmeye gerek duymadan gözler önünde bütün açıklığıyla duruyor.

Türkiye, 7 Haziran sonrası artan bir seviyede olmaz denilen bütün akıl dışılıkları, hemen hemen her gün bir yenisi eklenerek yaşayıp duruyor. Ülkede rejimin fiilen değiştiğini söyleyen anlayış, çok önem verip koruduğunu iddia ettiği devlet düzeninin çağ için olmazsa olmaz temelleri anayasa, hukuk gibi unsurları önemsemiyor, hiçleştiriyor. Devlet düzeninin içini boşaltıp onu bütün unsurlarıyla kendi iktidarı için paketleyen bir anlayışın demokrasi hassasiyetinin de olamayacağı açıktır. Mevcut iktidar bütün temsilcileriyle, kendi yerini sağlamlaştırıp gücünü sürekli hale getirecek demokrasi dışı adımları değişik kılıflarla takdim etme arayışında olacak, nihayetinde istediğini tam anlamıyla aldığında bu göz boyama çabasından da vazgeçecektir. Devlet mekanizmasını, çağın getirdiği uluslararası anlayıştan koparıp tek elde, bir kişinin menfaatleri ve takdirleri doğrultusunda idare etmenin adı ister tek adamlık ister otoriterlik, ister başkanlık olsun bu vaziyet çağın insanının kabul edebileceği bir vaziyet değildir.

Peki, otoriter, doğasına uygun olanı yapıp, kendini merkeze alarak çıkarlarına ve gücüne hizmet eden tasarımlarını bu coğrafyada yaşayan insanların şimdilerini ve geleceklerini önemseden hayata geçiriyor da, biz, yurttaşlar, birçoğunda ortaklaştığımız çıkarlarımız, şimdimiz ve geleceğimiz için ne yapıyoruz?

Muhafazakar ya da laik, solcu veya sağcı hangi anlayışın içerisinde olursak olalım hayatı yaşarken önemseyip, temel aldığımız değerlerin her türlü renginin ve ayrıntısının yaşamımıza uyarlanması özgürlük zeminiyle mümkündür. Bugün AKP seçmeninin, devleti yöneten anlayışı kendi anlayışıyla aynı görüp, kendi dünyasını bütün ayrıntılarıyla devlette temsil eden bir güç bulmanın heyecanıyla AKP’yi ve Erdoğan’ı desteklemesi AKP’nin bütün hukuksuzluğuna rağmen sığındığı tek meşruiyet noktasıdır.

Hukuk, demokrasi yoksunu bütün eylemlerine rağmen mevcut iktidarın desteğini yüzde 50’ye ulaştırması, insanımızın etkili bir seviyede hukuk ve demokrasi talebinin olmadığını da gösteriyor. Bugün demokrasi, hukuk ve çağın insaniyetle ilgili değerlerinden yoksun zeminin, demokrasi ve hukuk yokluğundan şikayet eden gazetecileri, yazarları ve aslında tüm aklı başında insanları mağdur etmesi gibi, bu mağduriyetin AKP’ye oy verenleri de içine alarak genişlemeyeceğini bu dumanlı ortamda kimse garanti edemez. Öyleyse demokrasi ve hukuk kurallarıyla tesis edilecek barış ve huzur zemininin sadece yazar, gazeteci ve entelektüellere getireceği özgürlükten dolayı değil, kendi kaderini öyle ya da böyle bu coğrafyayla aynılaştırmış her insanın daha huzurlu, güvenli ve insana dair ne varsa hayatına katma arayışıyla yaşayabileceği zemini sağlamak bakımından da önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Bu sebeple, demokrasi, hukuk ve belki de bunların getirisi olacak barışın sözcülüğünü yapan Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay gibi isimlere bu coğrafyada birbirimizden bağımsız olmayan geleceğimizin kurtarılması ve insanlıkla alakalı çağa uygun hangi değer varsa onların üzerine kurulacak ortak yaşam bilincimiz adına ses verilmelidir. Dillerinde, satırlarında hukuk, demokrasi ve bu değerlerin getireceği güzelliklerden bahseden bu cesur insanların kitlelerin demokrasi ve barış talebini artırabileceği korkusuyla, yarattığı enkazı çiğneye çiğneye tek adamlığa yürüyen zihniyetçe hapsedildiği ortadadır. Türkiye topraklarındaki tüm insanların şimdisi ve geleceği için yaşamla eşdeğer olan hukuk ve demokrasi çatısını ayakta tutmak gayesiyle, bu çatıyı şimdiden sırtına almış ve daha uzun süre dayanabileceğini dışarıya, bize haykıran Aslı Erdoğan’a, Necmiye Alpay’a ve daha nicelerine omuz vermek bu çatının altında yaşamak zorunda olan bizler için lüks değil zorunluktur.

Bütün ülkenin, gölgesi halihazırda görünmüş bir fanusa kapatılacağı sessizlik günleri gelmeden bu çılgınlığa son vermek uğruna birleşmeli ve tüm Türkiye halkı olarak pişmanlığın bile fayda vermeyeceği zamanlardan önce bir çıkış yolu bulmalıyız. “Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’a özgürlük” diyerek başlayabiliriz. By Nazım Ozan Bayram