Duvar

Kafka “Çin Seddi’nin İnşasında” adlı öyküsünde, bu devasa duvarın nasıl yapıldığını anlatır. İmparatorluğun tüm ekonomik kaynakları gibi, insan gücü de Çin Seddi’nin inşası için seferber edilmiştir. Duvarın tam olarak nerede başlayıp nerede bittiğini kimse bilmez. Güya ülkeyi kuzeyde yaşayan Hunlardan korumak için yapılmaktadır. Fakat aslında iktidarın zulmünden bezen Çinlileri içeride tutmak gibi bir özelliği de vardır. Asıl işlevi, içeridekileri dışarıdakilerden ayırmak ve onları artık dev bir hapishane haline gelen ülkede “güvende” tutmaktır.

Öykünün en ilginç kısımlarından biri, bu akıl almaz büyüklükteki duvarın nasıl örüldüğünü öğrendiğimiz ilk bölümdür. Genellikle varsayıldığı gibi, duvar tek yöne doğru bir süreklilik içinde inşa edilmez. Aksine parça parça örülür ve sonra bu parçaların birleştirilmesi ile bir bütün haline getirilir.

“Yirmişer kişilik postalar düzenleniyor, bir posta diyelim seddin beş yüz metre uzunluğundaki bir parçasını örüp çıkarınca, bir komşu posta karşı yönden buna denk uzunlukta bir diğer parçayı örüyordu. Ama iki parça birbirine bağlandıktan sonra inşaat hani bin metrenin bitiminde yeniden sürdürülmüyor, tersine postalar seddin inşası için yine apayrı yerlere yollanıyordu. Elbet böyle olunca arada bir sürü geniş boşluklar doğuyor, bu boşluklar ancak zamanla yavaş yavaş dolduruluyordu; seddin yapılıp bittiğinin açıklanmasından sonra bile doldurulan kimi boşluklar vardı. Hatta hiç kapatılmamış boşluklar bulunuyordu bir söylentiye göre.”

Hayretle görürüz ki, Kafka bu devasa yapıyı daha ilk paragrafta yerle bir etmiştir. Çin Seddi işlevini yerine getirmekten acizdir. Çünkü hiçbir zaman eksiksiz ve tam olamayacaktır. Arzu edildiği gibi yekpare bir yapı olarak beliremeyecek ve sonuçta kendi varlık sebebini boşa çıkaran bir şey haline gelecektir. Duvarın amacı iki şeyi birbirinden ayırmaktır. Ama daha öykünün başında, bunun mümkün olmadığının bilgisi verilir bize. Duvar ne kadar sık örülürse örülsün, mutlaka parçalardan oluşmak zorundadır ve parçalar da tanım itibarıyla aralarındaki boşlukla birlikte var olurlar. Yekpare olduğunu iddia eden her şey gibi, Çin Seddi de delik deşiktir aslında. İçerisi dışarıya, dışarısı içeriye sızar. Kimin hapiste kimin dışarıda olduğu belirsizleşir.

Biz de bir süredir böyle geçirgen bir duvarın iki yakasında birikip duruyoruz.

Bakırköy’deki, Silivri’deki o duvarların önü ile arkası arasındaki sınır gitgide belirsizleşiyor. Dün arkadaşlarına ses verebilmek için hapishanenin önünde bekleyenler şimdi içerideler. Aslı Erdoğan geçen baharda akademisyenlere destek vermek için Bakırköy’e gitmişti, şimdi o kapının arkasında. Necmiye Alpay tutuklanırken, “Aslı Erdoğan için nöbet tutmaya gidecektim, şimdi cezaevine onun yanına gidiyorum” demiş.

Ne var ki, dışarıdakileri hızla içeriye taşıyan sistem, içeridekileri de aynı hızla özgürleştiriyor. Duvardaki boşluklar her haksızlıkla biraz daha büyüyor, içerisi ile dışarısı artık birbirinden ayırt edilemez hale geliyor. O duvarın neresinde olursak olalım, her birimiz aynı hapishanedeyiz diyebilirsiniz. Haklı olursunuz elbette. Bu ülkeye barış gelmediği sürece, hepimiz orada kalmaya mahkumuz. Aramıza dikilen duvarlardaki boşlukları görüp oradan birbirimize uzanmadığımız müddetçe sonumuz budur. Öte yandan, bu boşlukları en önce hissedip oradan öteki tarafa doğru seslenenleri koyuyorlar hapse. İçeridekilerin içi bizden daha rahat. Onlar zaten biliyor ki, duvar yekpare değildir. Ne olursa olsun, boşluklar sonunda kendini bildirecek, dışarıdakilerle içeridekiler birbirine kavuşacaktır.

Aslı Erdoğan’ın hapishaneden yolladığı ilk mektupta barış koridorundan söz etmesini de böyle anlamak gerekir: “Edebiyat safi vicdan demektir. 18 yıllık köşe yazarlığımda tutarlı bir şiddet ve savaş karşıtıydım ve pek çok başka durumlarda olduğu gibi ‘mağdurun’ yanında durmak benim ana ilkemdir. Kürt—Türk meselesi denen bu meselede bir barış koridoru açmayı kendi çapımda 18 yıldır denedim. Ve denemeye devam edeceğim.”

Aşılmaz gibi görünen bir duvardaki boşluğu gören ve oradan öteki tarafa uzanmak isteyen birinin dilidir bu. Bir yazar olarak Aslı Erdoğan bunun ne anlama geldiğini en iyi bilenlerden biridir. Çünkü edebiyat her zaman o boşluktan konuşmayı gerektirir.

Kafka, yukarıda andığım öyküsünde, boşluklardan ürettiği imgenin sonsuz ironisi içinde, yalnızca Çin Seddi’ni değil, bütün duvarları yerle bir eder. Onları tanımlarından ayırır, anlamsızlaştırır, bir daha ciddiye alamayacağımız bir hale getirir. Yazının gücüyle yapar bunu.

Yazı sürdüğü müddetçe, bu umut da taze kalacaktır. Biz Aslı’nın Arkadaşları, yazmaya devam ediyoruz. Duvarlar aşılıp canlar birbirine kavuşana kadar da öyle yapacağız. By Meltem Gürle