Bir gün daha

‘’Boş ver hava tahminini, kuşları izle! Kuşlar alçalırsa, yağmur yağar,’’ demiştim arkadaşıma, otobüs duraklarında, çelik yelekli, kasklı polislerin, tomaların, akreplerin arasından bir yol bulmaya çalışırken… Pazar sabahı, kent bomboş gibi, sokaklar, meydanlar polis istilasında, dört yönden kapanan gökyüzünün altında alışılmadık bir şey yok, defalarca seyredilmiş bir oyunun yeniden kurulmuş dekoru, sadece hava çok soğuk…

Kopkoyu, boğucu, kasvet dolu bir gün… Başlayıp başlamamakta kararsızlık çekiyor gibi, bir türlü gönül rahatlığıyla doğup kendi yoluna koyulamıyor, kuşkulara, pişmanlıklara kapılıp vazgeçiyor. Sanki geleceğin değil, geçmişin çağrısına kapılıyor. Gözdağı verircesine safları sıklaştıran, tedirgin bulutların arasından gümüşümsü, hayaletli bir ışık sızıyor, ama onun incecik, çelimsiz parmakları karanlığı dağıtamıyor, yarı saydam bir ağ gibi tutam tutam günün üzerine salıyor.

Meydan, kent gibi kuşatılmış, loş ve ıssız, sanki rüzgara takılıp gelen öbek öbek kalabalıklar bu ıssızlığı gidermekten çok pekiştiriyor, bir an bile kesilmeyen gürültülü anonslarla suskunlukları birbirine kenetliyor. İtiş kakışlı, buyruklu, tehditli, gözaltılı arama noktalarından geçip içeri girebilen flamaların, pankartların renkleri solmuş, simgelerine el konmuş gibi. Kendi karikatürlerine, şu acıklı insanlık durumumuza düşülmüş yersiz dip notlarına dönüşmüşler.Koyu, kederli ışığın daha da irileştirdiği, devasalaştırdığı adliyenin gölgesinde, kalabalıklar da, kavramlar da kendi çatlaklarından, gediklerinden sızıp dışarı akıyor, insana dair ne varsa, çamura karışıyor.

Bir köşede, tek başıma duruyorum, bu hiçlik duygusuna karşı tutunabileceğim bir ışıltı, bir umut, bir anı arayarak… 96 Kadıköy, Çağlayan yılları, Taksim, Şişli Etfal sokağı… Haberler kulaktan kulağa yayılıyor. HDP kortejine saldırı olmuş, bir yaralı. Antep’teki patlama, Taksim’de ölümlü kaza… Kim bilir hangi pankarta tahammül edemeyen CHP’lilerin alanı terk etmesiyle içimdeki hiçlik ağırlaşıyor, dayanılmazlaşıyor.
(Kim söylemiş ki ortak baskının insanları birleştirdiğini? Nefret edilecek bir düşmanımız, bir ötekimiz olduğu sürece, kendimizi hiç de yalnız hissetmiyor, yalnız bırakmıyoruz işte!)

Çok sonra fark ediyorum önünde durduğum pankartı… Otuz iki fotoğraf ve isim. Görünmez bir mezarın başındaymışçasına bütün gücümü topluyor, genç ölülerin gözlerine bakıyorum. ‘’Ne kadar güzel bir isminiz var, çok değişik,’’ demiştim bir yıl önce… Öyle demiştim. Ansızın bastırıyor yağmur, kuşları bile gafil avlayarak… İri, yoğun, kopkoyu bir damla gözlerimin tam içinden akıyor. Onunla beraber, gün de, kendi çatlaklarından, gediklerinden akıp hiçliğe karışıyor. Gazetelerin ‘olaysız’ dediği bir mayıs günü…

Bu da bir başka ‘bir mayıs’ yazısı, bir türlü başlamayan, sonlanmayan… ‘’Daha kötülerini gördük, daha iyilerini de göreceğiz,’’ gibi bir son cümle kurmalı mı? Kim bilir… By Özgür Gündem