Geçit törenleri

Yazı(n) klişelerden ölümüne korkar, ölümden daha mutlak bir sonun, mutlak suskunluğun korkusudur belki bu. Eninde sonunda, diri diri gömüleceği taştan cehennemin, tekrarlandıkça pekişen kalıplardan kurulduğunu bilir. ‘Gerçek hayat’ ise –tırnak içine alındığında biraz ses veren bir tamlama— ise klişelerin, hamasetin, her daim kullanışa elverişli cümlelerin sanki resmi geçit törenidir.

Türkiye’nin içinden ‘geçtiği’ ya da aslında bir türlü geçemediği ‘sürece’, olabildiğince dışarıdan, olabildiğince nesnel bakabilmek için, siyasi görüş ayrımı göz etmeden taradığım gazetelerden derlediğim haberlerden birkaçını alıntılıyorum. Cizre’de tanınmayacak halde, yanmış, parçalanmış 165 cenazenin hastanelere dağıtıldığı haberi pek az gazetede yer bulabilmiş. Buna karşın asker selamı veren çocuk fotoğrafı defalarca, pek çok gazetece yayımlanmış. Sayısı epeyce kabarık Cizre haberlerinin özeti, tanklarla, toplarla aylar süren kuşatmada tek bir evin, ya da okulun isabet almadığı, tek bir sivilin ölmediği, taş üstünde taş kalmamış mahallelerin terörist bombalarıyla yıkıldığı vb. Hatta teslim olmak isteyenlerin kendi arkadaşlarınca öldürülüp parçalandığı, sokaklardan toplanan cesetlerin bodrumlara doldurulduğu haberleri de var. ‘Yandaş olmayan’ medyanın tavrı ise epeyce dışarıdan: Görmedim, duymadım, gerçeği bilmiyorum. (Neden öğrenmedikleri, öğrenmelerine izin verilip verilmediği, öğrenmeye çalışan gazetecilerin başına neler geldiği gibi sıradan okur sorularına pek rastlamadım.) Alıntılamayı sürdürüyorum. ‘Hatay’da Gezi protestoları sırasında ölen Abdullah Cömert’in katil zanlısı Diyarbakır’a atandı.’ ‘Artvin’de maden ocağını protesto eden halka jandarma saldırısı.’ ‘Polislerden galoş giymelerini istedi diye tek kurşunla vurulan Dilek Doğan’ın katil zanlısı savunmasında daha önce Güneydoğu’da görev yaptığını söyledi.’ ‘ Barış talebinde bulunan akademisyenlere gözaltı.’ ‘R.T Erdoğan’ın korumaları Ekvador’da protestocuları dövdü.’ ‘ Cizre’ye giden güvenlik görevlileri, ‘Gazanız mübarek olsun’ temennisiyle uğurlandı.’ Amedspor’a gol atan futbolcular asker selamı verdi. ‘Çocuklar ölmesin. Maça da gelsin!’ sloganına ceza. Hükümet politikaları ne denli hatalı olursa olsun, bir kere ‘devlet politikası’ olmuşsa, yani bir devlet savaş ya da soykırım kararı almışsa, vatandaşlarının bunun ardında durması gerektiğini söyleyen yazılarınsa bini bir para! Birkaç ay geriye gidersek, linçler, alevler, kan revan içinde heykel öptürülenler, ‘operasyon değil, katliam istiyoruz’ diyerek sokakları saran kitleler…

Bu akıl tutulmasını yorumlamaya, klişeler sıralamaya gerek var mı? Artık siyasi çıkar kaygılarının bile çok ötesine geçmiş, kendi iradesini dayatmak, gücünü göstermek adına her şeyi ateşe atmaya hazır bir iktidar, yok olma ve yok etme tutkusuna kapılmış, sürekli bir düşman arayan, en saçma yalanları sorgulamaktan aciz, şiddet bağımlısı bir toplum, aşırı, uç, akıldışı,insanlık dışı olanıgenelgeçer, sıradan, gündelik kılan bir dil. Kısaca savaş psikozuna girmiş, ‘tutmayın beni! ’diye naralar atan bir ülke. Kısaca… Sıradan faşizm. (Sözcüğü siyasi literatürdeki anlamıyla değil, insanlık tarihinde edindiği en geniş anlamıyla kullanıyorum: ‘Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar.’)

Savaş psikozu derinleştikçe, faşizmin geriletilebileceği alanlar da daralacak, en temel hakların talebi tomalara, bayraklara, kutsallaştıkça kutsallaşan devlet anlayışına çarpacak. Direnenler çok ağır bedeller ödeyecek, direnmeyenlerse daha da ağır… By Özgür Gündem