Basit bir soru

İlk okuyuşumda atlamışım. Şairlerin en ünlüsünün bir dizesi, bir okurun gece yarısı sms’iyle gelip buldu beni… Suç ve masumiyet üzerine yazışıyorduk, gecenin bir vakti, dünyanın iki zıt kutbundan… Hemen aynı hafta, görece siyasi bir yazıda, biraz değiştirerek alıntılamıştım. Siyasi olanla insani olanın kesiştiği köşelerden hayata —kendi hayatıma da— bakmayı sürdürdükçe, yüzlerce yıllık ‘dize’, yazılarımda aldığı şekliyle ‘cümle’, balta gibi inen hakikate dönüştü: İnsanlar, bireyler de, toplumlar da, en ağır, en ‘gerçek’ suçlarını, suçlarını savunmak adına işlerler… Cinayetten, katliamdan, soykırımdan daha ağır bir suç olabilir mi? Elbette. Cinayetin, katliamın, soykırımın şu ya da bu yolla aklanması, haklı gösterilmesi, meşru kılınması… Vicdanın aynasında bir suç olmaktan çıkarılması…

Bir 24 Nisan haftası daha geçti, ‘geçmiş’ oldu. Biraz geriye çekilip izlemek, devletin olduğu kadar kişilerin de tepkilerini izlemek yeterliydi, birkaç ipucu bulabilmek için… Nasıl, ne şekilde ‘suç’ işleyip nasıl cengaverce kendimizi akladığımızı görmek için… Örtbas etmek, gizlemek, yok saymak, uç noktada inkar… Sürekli ve sadece kendi mağduriyetini vurgulama… Kızgınlık, öfke, aşağılama… ‘Yüzleşmek’ ya da ‘özür’ gibi kavramları kişisel bir hakaret hatta tehdit gibi algılama… ‘Kurbanları’ yalancılıkla, azgınlıkla, rant peşinde koşmakla, propagandayla suçlama… Son kertede, avazı çıktığınca ‘asıl onlar suçlu!’ diye bağırma… Kurbanlar, mağdurlar, başlarına gelenin adını koyanlar, tanıklar, tanık olmak isteyenler, sistem, dünya, herkes ve her şey suçlu… Bizim dışımızdaki herkes ve her şey!

Kötünün kötüyle aklanmayacağı, başkalarının da korkunç suçlar işlemiş olduğu gerçeğinin bizi masum kılmaya yetmeyeceği gibi basit cümleler kurmaya gerek var mı? Ya da Batı’nın tespiti hiç de zor olmayan ikiyüzlülüklerinin, bizi temize çıkarmayışı gibi… Daha da ‘basit’ bir soru: Bunu yapmaya hakkım(ız) var mıydı, diye sorgulamak, neden kimileri için bu kadar zor, hatta imkansız?

Binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insanın katledilmesi, hiçbir zaman ‘tepedeki’ birkaç kişinin kişisel suçu değildir. Nasıl ki; Yahudi Soykırımı’nı Hitler tek başına yapmadıysa, Nazilere destek ya da onay veren milyonlarca kişi de şu ya da bu biçimde ve oranda sorumluysa —sayıları on bini bulan toplama kamplarında görev yapmış milyonlarcası da, kampların yanına fabrikalarını kurmuş iş adamı da, getto baskınlarını düzenleyen sıradan polisi de, komşusunu ihbar etmiş sıradan insanı da, Yahudiler üniversiten kovulurken sessiz kalmış akademisyeni de, rejime muhalefet etmenin çok ağır bedelini ödeyenler dışında hemen herkes bu topluca işlenen suça bir biçimde katıldıysa… Daha yüzyıl önce, bir halkın kökü, binlerce yıldır yaşadığı topraklardan, bu topraklardan sökülüp atıldıysa tek suçlu, tehcir kararını alanlar değil elbet… Kırıma izin vermiş ‘ideolojinin’, sonra da, nesiller boyunca da sürdüğünü, nesilden nesile devredilen inkarla daha da pekiştiğini, soykırımı soykırım yaptığını artık anlamak durumundayız.

Bir Mayısa iki gün kaldı… Şehri kuşatması beklenen demirden ağ, belki gene bolca biber gazı, cop, sopa, pala… Ben, kendi adıma, bu ‘beyhudelik’, ‘baştan kaybetmişlik’ hissine karşı durabilmek için çıkacağım sokağa… Bir de elbet en doğal hakkım olduğu için! By Özgür Gündem