Bilmem, dikkat etmedim!

Tecavüzü bir suç, ağır bir suç olarak görmeyen tek bir kişi tanımadım bu güne dek… Kadını, erkeği, liberali, muhafazakarı, hepimiz elbet tecavüze karşıyız, lanetliyor, öfkeye, dehşete kapılıyor, tecavüzcüyle ilşkilendirilmeyi reddediyoruz. Cezaevine giren tecavüzcülere (küçük bir oranı) işkence dahi yapıyor, bunlara rağmen, ya da bunlarla beraber, tecavüzün neden bu kadar yaygın, psikopat erkeklerle sınırlandıramayacağımız kadar yaygın olduğunu pek anlayamıyoruz. Bilfiil başlarına gelmese de—ki geliyor— her kadının ruhunu parçaladığını, hayatını korkunun hükmettiği bir hapishaneye çevirdiğini…

Akıl durdurucu gaddarlıkta bir cinayete bakarken bile kılı kıpırdamayan, bir tweet atıverip ahlaksızlık yaftası yapıştıran (kadının kışkırtıcı rolü!) zihniyetle neleri paylaştığımızı sormak tüylerimizi diken diken ediyor. Bir ülke, bir dünya paylaşıyoruz elbet! ’’Kadınla, erkek eşit filan olamaz,’’ söylemi iktidarda, mecliste, mahkemede, okulda, her yerde… Kutsal aileyi, mahallenin namusunu vb koruma anlayışının kadına (ve çocuğa) yönelik şiddeti nasıl besleyip büyüttüğünü görmek için derin analizlere gerek yok. Büründüğümüz her toplumsal kılığın kumaşındaki erkek egemen iplikleri, düğümleri çözmek, kadın—erkek, hepimizin hücrelerine sızmış erkek egemen anlayışla daha derinden, içeriden hesaplaşmaksa sanki her gün, her saat, her sözcükte yeniden, baştan, sıfırdan başlıyor.

Modern toplumların tümünde, dindar, geleneksel olanlar da dahil, tecavüzün görüldüğü bilinen bir olgu. (IŞİD’in suçları ortadayken meseleyi din bağlamında ele almanın pek anlamlı olmadığı ortada)

Kadınların ekonomik gücünün artmasıyla, siyasi ve fiziki olarak ezilme olasılıklarının azaldığı, yaşam seçeneklerini çoğaltabilen kadının, kendi bedeni ve hayatı üzerinde daha belirleyici olduğu da sanırım çoğumuz için aşikar. Hemen bütün araştırmalar, cinsel şiddetin, kültürel tutumlara, kadın ve erkek arasındaki iktidar ilişkilerine, kadının ekonomik, toplumsal vb statatüsüne ve bütün biçimleriyle şiddetin toplumsal yaygınlığına bağlı olduğunu gösteriyor. Kadın düşmanlığı ne denli derine işlemişse, kadına karşı her tür şiddet de o denli derinlere kök salıyor. (Tecavüzün mağdurları elbette yalnızca kadınlar değil, erkek egemen yapı çocukları da esirgemiyor.) Tecavüz üzerine pek çok araştırma yapılır, pek çok kitap yazılır, ama pek az kişi okur bunları… Belli ’ezberlerin’ aksine, tecavüzden hüküm giyenlerin küçük bir oranı ’cinsel psikopat’ olarak tanımlanıyor, reddedici anne modeline pek rastlanmıyor, baba şiddeti, özellikle anneye uygulanan şiddet, tekrarlayan bir motif, tecavüz suçunu işledikleri zaman cinsel açlıktan muzdarip olmadıkları, kadınlarla süreğen, duygusal ilşkiler kurabildikleri görülüyor. Ve hüküm giymiş erkeklerin çoğu tecavüzü bir suç olarak görüyor, ama kendi eylemine ’tecavüz’ denmesine karşı çıkıyor.

Kimi ağır yaralanmayla, kimi ölümle sonuçlanmış tecavüzlerde bile, hükümlülerin inkar mekanizmaları, ne yazık ki, toplumsal önyargılarla, algılarla, bakış açılarıyla örtüşüyor. Pek çok fail, kurbanlarının giyimi, edası, karanlıkta bir başına dolaşması ve benzeriyle kendisini kışkırttığını, onun kafasındaki ’iyi kadın, masum ya da namuslu kadın’ imgesine tıpatıp oturmadığı için, başına geleni bir bakıma çağırdığını düşünüyor. Bir adım ötesinde, mağdurun asıl sorumlu olduğunu, kendini yeterince savunmadığını, savunsaydı, pekala tecavüzü engelleyebileceğini öne sürüyor. Kadınların tecavüze ’gönüllü katılımı’, yani gizlice, hep bunu istedikleri, zorlanmaktan, acı ve tahakkümden zevk aldıkları, tecavüzün bir ’kadın fantazisi’ olduğu inancı epeyce yaygın, ne yazık ki yalnızca tecavüzcülere özgü değil. Son aşamaysa, mağdura yöneltilen ’yanlış itham’, yalancılık suçlamaları. Polisten mahkemeye tüm kurumlar, failden çok kurbanı mercek altına almakta, onun giyimi, onun tavrı, onun geçmişi, ahlakı ve dürüstlüğü sorgulanırken, failin yalan söylemek için esaslı nedenleri bulunmasına rağmen, mağdurun muhtemel nedenleri, kin, intikam arzusu, ilgi çekme isteği, özellikle ünlü ve zengin bir erkek söz konusuysa, para şantajı vb titizce sıralanmaktadır.

Tecavüze girişene dek ’kurbanlarını’ özenle incelemiş, en gizli arzu ve fantazilerine dek çözümlemiş faillere, güç ve gövde gösterilerinin doruğundayken, ’karşı tarafın’ ne hissettiği sorulduğunda, hemen hepsi aynı yanıtı vermiş: ’’Bilmem, dikkat etmedim.’’ Bir işkencecinin bile göstereceği asgari, profesyonel ilgiyi göstermemiş, kurbanın ne hissettiği gibi bir soruyu şaşırtıcı bulmuştur çoğu… Bu cümle de, toplumun, cinsel şiddetin bütün mağdurları için elbirliğiyle kurguladığı hikayenin noktalama işaretidir: Bilmem, dikkate değer bulmadım. By Özgür Gündem