İnsan = İnsan

Uzun ve ağır bir fizik eğitiminden bana kalanlardan biri de, evrenin ‘sırlarını’, daha alçakgönüllü bir terminolojiyle, maddenin yasalarını denklemlerle ifade etme, açıklama, daha doğru bir sözcükle, yorumlama çabası, arayışı… Birbirine bağlı, Antik Yunan alfabesinden harflerin, öğrenilmesi büyük çaba gerektiren işaretlerle yan yana geldiği denklemler… Eşitlikler. (Belki, günün birinde, sağ tarafı ‘sıfır’, yani yokluk ve hiçlik olan, solunaysa var olan, olmuş her şeyin sıralandığı tek, upuzun bir eşitlik…) Fizik dilinde, kısacık, iki paralel çizgi enerjiyi kütleye, kütleyi enerjiye dönüştürür sözgelimi, sağa ve sola konan üç harfle, insan düşüncesinde derin bir dönüşüm gerçekleştiği gibi, Hiroşima’dan mantar biçiminde bir bulut yükselir: Enerji eşittir m çarpı ckare.

Bugün başlangıcını sabitlemesi zor, sonu gelmez, dibi görünmez bir ‘bugün’— Türkiye’den yükselen bulut, bolca biber gazının, maden ocaklarımız gibi art arda çöken kurumlardan yükselen tozla, dumanla iç içe geçtiği bir bulut… Yoğun, yağlı, vıcık vıcık, çıkışsız… Alçaldıkça alçalıyor, dört yönden ufku sarıyor, herkesi yarı karanlıkta, soluksuz bırakıyor. Bu coğrafyada zaten günlük güneşlik tek bir gün bile geçirmediğimiz gerçeğinde, sanki ezelden beri korkunç gerçeğimizde göreceli bir avuntu arayanlardan değilsek, her solukta ciğerlerimizi saran, tırnak uçlarımıza dek yayılan, sanki omurgamız boyunca ısıra ısıra tırmanan bu soğuk sisle ve bizden çentik çentik söküp aldığı kavramlarla, değerlerle, umutlarla yüzleşmek durumundayız. Şafak sözcüğünün operasyonla eş anlamlı kılındığı, iki hafta arayla iki gazete baskını geçirdiğimiz 2011 yılında, binlerce, onbinlerce insan yaşadıkları korkunçluğu tek bir sözcükle ifade edebiliyordu: Faşizm. Siyasetle içli dışlı olanların mesafeli durduğu bu sözcük ancak kıyısından köşesinden yaklaşabiliyordu insan deneyimine… (Sabahın beşinde kapınızın kırılması, evinizin, kişisel eşyalarınızın tarumar edilmesi, gündelik, olağan hayatınızdan, sevdiğiniz her şey kadar herkesten, bugünden olduğu kadar yarından da ansızın koparılmak, belki kırk sekiz saat, belki on yıl, belki hiç dönmemek üzere koparılmak, bir ring arabasında kelepçeli saatler geçirmek bile bence korkunç deneyimler… Daha, çok daha korkunçlarını görmüş, dinlemiş, beklemiş olmamız, ya da bunları yaşayanların sayısının hep artması, korkunçluklarını azaltmıyor) İçinden geçtiğimiz barbarlık çağını, zorbalık, despotluk çağını siyasi dilin kavramlarıyla anlatmak, formüllere sığdırmak olası mı, gerekli mi, ya da bu soluksuzluk hissini bir nebze azaltır mı, bilmiyorum. Ama olgular,İnsan Hakları Günü’nde yayımlanan olgular, en azından gerçeğin üzerine atılan örtüleri aralayabilir. Devlet, geçmişte olduğu gibi bugün de, şiddet uyguluyor ve yalan söylüyor. Kullandığı bütün dillerde ve sözcüklerde yalan söylüyor, ‘ben halkım’, diyor. 2014 senesinin ilk 11 ayında, kolluk güçlerinin açtığı ateş sonucu ölen insan sayısı: 39 Toplantı ve gösterilere müdahele sonucu ölenlerin sayısı: 21 sınır bölgelerinde ölüm: 27

Gözaltında ölüm: 5 Cezaevlerinde ölüm: En az 40 erkek şiddetiyle 294 kadın can verdi, iş cinayetlerinde 1723 işçiyi kaybettik. Şüpheli asker ölümleriyse 35 olarak veriliyor. Belki insan toplumları kadar eski, ama devletin icadıyla kurumsallaşmış eşitsizlik, ve belki de son yüz yılların bize verdiği en kutsal kavram, arayış olan eşitlik üzerine yazmaya başlamıştım. Türkiye gerçekleri araya girdi. İnsan eşittir insan diyeyim ve buradan başlayayım. By Özgür Gündem