4 yandan

Liste tam sayfaydı, fotoğraflıydı, eksiksizdi. “Ölüm 4 yandan geldi,’’ başlığıyla verilmiş, 4 rakam olarak yazılmıştı, parantez içinde verilen ölülerin yaşları gibi… Gazeteciliğin şaşmaz kuralı ‘mesafe’, tam, doğru ayarlanmış, o şaşmaz kuralın gereksinim duyduğu dil, tek bir cümlede dahi ihmal edilmemişti: ‘’İddia edildi, iddialara göre, iddialara karşı vb.’’ (Zorunlu bir korunma ağıdır bu dil, sözcükleri içten içe, acıtarak oyan bir bıçak da… Her gazeteci bilir ki, ‘kanıtlanmadığı’ sürece, yani çoğu durumda sonsuza, zamanın bile aşındığı, aşındırdığı bir tür sonsuza dek, her şey bir iddiadır…) Listeyi, bir ölüler listesini, sonuna dek okuyan oldu mu bilemem, çoğu okur yapamaz bunu…

Sayıların soğuk, mesafeli diline, kupkuru bir parmağın işaret ettiği gerçeğin, artık yalnızca bir olguya indirgenmiş gerçeğin kesinliğine, yadsınamazlığına dayanmak zordur. İnsan yazgısının iki üç cümle ve rakamda özetlenmesinin gayri insaniliğine de tekrarın, bir kere içine girdiğinde bir daha hiç çıkamayacakmışsın hissi uyandıran biteviye tekrarların derinleştirdiği umutsuzluğa da… Her şeyin değişmesine bunca hazırken, aslında ‘hiçbir şeyin’ değişmemesinin yarattığı çıkışsızlık hissi… Sanki çok iyi ‘bildiğimiz’ için, unuttuğumuz, her an unuttuğumuz ölüm, acı, cinayet… Sessizliğe çarpıp duran, her şeyi yutan Büyük Sessizliğe katılan insan hikayeleri… Yazının, kendi engellerine tökezleyerek, kendi uçurumlarına düşerek vardığı hep aynı çöl, hiçbir sözcüğün kendisiyle bir ve aynı olamayacağı o çöl… ‘Her şeyi’ sarıp sarmalayan ufka doğru dönmüş bir bakışı yutan yokluk, hiçlik, hiçbir yerdelik… Erken inen akşamı sözcüklerin, devleşen gölgeler…

Ölüm Seyir Defteri’nden rasgele bir sayfa alıntılarken, ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ demeye gerek var mı ya da bir polis devletinde yaşadığımız gibi sıradan, gündelik bir kez ayrıntıları hatırlatmaya… Alacakaranlıkta bile keskin bir diş gibi parıldayan gerçek, bize sorular soruyor nasılsa… Etrafından döneceğimiz ya da eninde sonunda tam içinden geçeceğimiz sorular…

50 Ölüm’den, yerim yettiğince alıntılıyor, gazete haberinin beşte birinden bile daha azını buraya sığdırabiliyorum.

Süleyman Balcı: Antep, Barak Mahallesi’nde, 9 Ekim’de pompalı tüfekle vuruldu. Ortaokul terk, işsiz. Ailesine göre ekmek almak için dışarı çıkmıştı, on beş yaşındaydı. Mert Değirmenci: Tekstil işçisiydi; on sekiz yaşındaydı. İstanbul, Esenyurt’taki Kobanê protestoları sırasında çenesinden giren kurşunla öldü. ‘Emeğin Gençliği’ üyesiydi. “İddialara göre’’ polis ateşiyle vuruldu.

Ekrem Kaçeroğlu: İzmir’de, HDP Bornova İlçe Örgütü’nün düzenlediği yürüyüşte, başından tek turşunla vuruldu, on iki gün sonra hastanede öldü. Polis panzerinin önünde sivil bir kişi tarafından vurulduğu ‘söylendi’, otuz sekiz yaşındaydı, çay ocağı işletiyordu. Sevgi Alıcı: Antep’te, 9 Ekim akşam saatlerinde başlayan silah sesleri, sabaha karşı sustuğunda, beş kişi ölmüş, yirmi kişi yaralanmıştı. Sevgi, Barak Mahallesi’ndeki evinde yemek yerken, pencereden giren kurşunla vurulmıştu. On dokuz yaşındaydı, bebeği on bir aylıktı.

Yusuf Çelik: Siirt’in Kurtalan ilçesinde belediye binası önünde toplanan grubun içindeydi. Bir korucu uzun mnamlulu tüfekle ateş açtı, olay yerinde öldü. On yedi yaşındaydı. Aynur Kudin: Viranşehir’de, protestolar sırasında balkondaydı. Kız kardeşi Adalet’in polisler tarafından dövüldüğünü görünce çığlık attı: “Kardeşimi öldürüyorlar’!’ Polis balkona biber gazı attı. Yedi gün komada kaldı; kurtarılamadı. Ön tanı: Gaza bağlı kafa içi basıncı, tansiyon yükselmesi, beyin kanaması. Yirmi sekiz yaşındaydı, bankacılık bölümü mezunuydu.

Uğur Özbey: 9 Ekim’de tabancayla vuruldu, polis ateşiyle vurulduğu ‘ileri sürüldü’, on dokuz yaşındaydı.

Mesut Menekşe: 10 Ekim’de, Kobanê protestolarına katılanlar arasındaydı, biber gazına maruz kaldı, ertesi gün öldü. Diyarbakır Valiliği, Menekşe’nin uyuşturucu bağımlılığı tedavisi gördüğünü, ölüm nedeninin Adli Tıp raporuyla ortaya çıkacağını açıkladı.

Yasin Börü: Hüda—Par gönüllüsü. Kurban dağıtımından dönerken saldırıya uğradı, linç edilerek öldürüldü. On altı yaşındaydı. Öldürülüşü, Erdoğan ve Davutoğlu tarafından gündeme getirildi.

Hasan Buksur: Muş’un Varto ilçesindeki protestolar sırasında başından vuruldu. Özel harekatçılar tarafından vurulduğu ‘iddia edilen’ Buksur, yirmi beş yaşındaydı, inşaat işçisiydi. Hasdan Buksur, 6—7 Ekim olayları olarak ‘tarihimize’ geçen olaylarda, kayıtlara geçen ilk ölü oldu. By Özgür Gündem