Hayat denilen o ülke

‘Anlatmak istiyorum seni, kırmızı toprakla ya da altınla değil, mürekkeple elma ağacı kabuğundan.’’ (Rilke) Ne zaman bu dizeleri hatırlasam, suskunlaşıyorum. Aylar önce, yazıl(ama)mış Berkin yazısının açılış dizeleri… Sayfanın gerisi hala bomboş. Şimdi Kader… Mürekkep, tam çiçeklenecekken yanan bir ağacın kabukları… Kan kırmızıya dönen toprak.



Ilık bir Kasım gecesi. ‘Pastırma yazı’ dedikleri, uzun bir kıştan önceki son, yalancı yaz. Cuma, bitmez tükenmez bir yokuşa benzeyen gecelerden biri daha… Yürüyorum. Barış zincirine, bir barış zincirine daha saldırılmış, gaz fişekleri ve gerçek mermiler, vurulanlar Kobanê’de, Kader… Sokaklar boyunca yürüyorum, yokuşlar ve çıkmazlar, suni ışıklar, yakında, diyor Rilke, yakında o ülke, bir koridor uzanıyor kuşatılmış kente doğru, genç bir kadın yürüyor, yakında diyor Rilke, elinde çocuklar için kışlık giysiler, yakında hayat denilen o ülke, bir namlu hedefini arıyor… Sokaklar boyunca yürüyorum, gürültücü kalabalıklar ve suskunluklar, korkunç bir ağırlığı sürüklüyorum sanki peşimsıra, bendeki ve dünyadaki, 28 yaşında bir kadın namluların ucunda yürüyor, hayat denilen o ülkede, çorak topraklar, çepeçevre ıssızlıklar… Kurşunlar, Kader… Issız ve kalabalık yollar boyunca yürüyorum, suni ışıklar ve sahici karanlıklar, battıkça batıyor gece kendi derinliklerine, yürümelisin sadece, diyor bir şair, özlemlerin bittiği yere dek, küçük bir ölüm tepeciğinde nöbet tutuyor askerler, mayınlar az ötede, sokaklar alışık değil böylesi bir yüke, yürüyorum ben de… Bomboş beyaz kağıtlar boyunca. Kim yaşıyor ki hayatı, diye soruyor bir şair, yürüyoruz sadece, batan güneşi andırıyor bombardıman alevleri o fotoğrafta, sahi kimin bu hayat denilen ülke, kimin değil ki? Batan güneşi andıran alevlere sırtını dönmüş insanlar, uzaklara el sallıyor, belki de uzaklar, el sallayan, çağıran ve seslenen, yakında diyor, yakındaydı o ülke, belki bulurdum seni bir keresinde… Uzaklar çağırıyor, hep çağırıyor, sesleniyor, genç bir kadın yürüyor kuşatılmış kente doğru, toprak titriyor, namlu hedefe doğruluyor. Kader… Hiç kimseye ait olmayan topraklarda yolunu arıyor kurşunlar, bir kadın yürüyor gecede, bir kadın, bir kadın daha yürüyor özlemin bittiği yere doğru, belki seslenir de bulur seni bir keresinde, hayat denilen o ülke… Issız ve çorak topraklar isabet alan, taşlar, taşlar ve kavrulan bir ağaç, kararmış kağıtlar… Yakında diyor Rilke, hayat denilen, dallar tutuşuyor tam çiçeklenirken, kimseye ait olmayan o ülke, yapayalnız yürüyoruz, kaderimiz olan ıssız topraklarda, yollarda ve kağıtlarda, kimi hiç geri dönmüyor, vurulup düşüyor sözcükler teker teker, alevlerin ortasında kalmış bir kaplumbağa sığınıyor kendi kabuğuna, uzakları düşlüyor. yürüyüp gidiyoruz biz de, gün batarken ve doğarken, sadece yürüyor ve suskun çıkıyoruz gecenin içinden…

“Resmini yapardım senin, duvara değil
gökyüzüne, bir uçtan bir uca,
ve şekillendirirdim seni, sanki bir
devi şekillendiriyormuş
gibi: Bir dağ, bir yangın, çölün
kumundan doğan
bir samyeli olarak—” (Rilke)

Bir fotoğraf: Barış zincirine ateş açıldı, Kader 28 yaşında öldü, pek çok yaralı var… Aynı hafta altı bin zeytin ağacı bir gecede yerle bir edildi. Sanki simgesel fotoğrafıımz tamamlandı. Bu fotoğrafta, polisçe oğlu vurulmuş annenin yuhalatıldığı meydan var, üçyüz iki madencinin mezarı üzerinde tekme savuran, yere düşmüş, feci biçimde dövüle madenciye tekme savuran o pek şık bürokrat var, yüzlerce cinayet var… Neden her hafta ölüm yazdığımı soruyor bir okur, suskunlaşıyorum.

Hayat, belki de devam ediyor… Belki de… By Özgür Gündem