Hayal gücü iktidara

Savaş. Bir kavram, bir gerçeklik, insana özgü bir durum, bir trajedi. Tarih denilen anlatının hep yinelenen kara teması… İzlenimleri deneyime, deneyimi sözcüklere dönüştüren ‘yolculuk’ hep zorludur, ama ‘izlenen’ savaşın ta kendisi ise… Silahlı çatışmanın ortasında kalmak, bir karartma gecesinde, yabancı bir kentte yönünü aramak, başından vurulmuş bir Bosnalıyla savunduğu sokağı adımlamak…

Hiç kimseye ait olmayan toprakların başlangıcında, sınırın sıfır noktasında, bir barış zinciri oluşturmak için el ele tutuştuğumuzda, hava bombardımanı oldu. Geçmiş deneyimlerimin hiçbirinin beni bu ana hazırlamadığını hissettim. Belki en ağır askeri eğitimlerden geçenler bile, savaş gerçeğine, hayata bu kadar zıt, ölümden bile zıt gerçeğe yaklaştıklarında, kendilerini benzer bir gerçek dışılık, bir kaybolmuşluk hissi içinde buluyorlardır.

Kobanê bize hangi cümleleri söyleyecek, diye sonlandırmıştım geçen yazımı… Birkaç bin vuruşa, birkaç saate sığacak gibi değil elbet Kobanê… Sığınmacıların da, yıkılmış, ölüm kokan kentte kalmayı seçenlerin de hikayeleri anlatılmalı, gerillaların da, sivillerin de, Urfa’nın hastanelerine dağılmış yaralıların da, sınır kapısı zamanında açılmadığı için kan kaybından ölenlerin de… Dumanlar içindeki kente gözlerini dikmiş çocuklarını bekleyenlerin de, Arin Mirza çadır kentinin çocuklarının da… Teker teker, tekrar tekrar… İşitilene dek. Sıra sıra dizili çadırların arasında zafer işareti yapan çocuklar… Haftalardır sınırda, taciz ateşine ve biber gazına maruz kalarak nöbet tutanların ciddi, yorgun yüzleri: “Çok ölü gömdük.” Barış zincirinin en ucunda, elimi tutan bir gerilla annesinin, telaffuzuma gülmemeye çalışarak, bana tane tane öğrettiği cümle: “Biji Berxwedana Kobanê!” (90’lı yılların sonuydu. Polis koridorunu aşıp İstiklal Caddesine doğru yürümeye çalışan bir grup kadının arasına karışmıştım. Dört yönden küfürler, linç tehditleri yağıyor, coplarını sallayan polisler üç adımda bir, topluluktan tek bir kadını çekip göz altına alıyordu. Sanırım ben o gün işittim o sözcüğü: Berxwedan. O günlerde onları ya görmezden gelen, ya hedef gösteren gazetelerin ilk sayfalarında artık Cumartesi Anneleri’nin 500. Haftası!

Aslında çoktan, doğallıkla açılmış bir koridoru tıkamak için elinden geleni ardına koymayan, ağır silahlarla kuşatılmış bir kente insani yardımları bile pazarlık konusu yapan, 6—7 Ekim olaylarında, ‘olaylar yatışmadıkça yaralıları almayacağını’ deklare eden —bu arda IŞİD’e giden bütün yollar, kapılar, koridorlar ardına dek açık!— on iki yaralının, ağır ağır, kan kaybede kaybede ölmesine göz yuman bir ülkenin vatandaşı olarak artık ‘barış’ sözcüğünü utanç duymadan yazabilir miyim, bilmiyorum. Ama bu sözcüğü dillendirme hakkımı savunmak adına yineliyorum. Bizler, sözcüklerin ve halkların kardeşliğine, Söz’ün ölümsüzlüğüne inananlar, insan ruhundaki hiç sönmeyen direniş ateşine, bir sözcük öldüğünde, yenisinin doğduğu o ateşe ve ‘özgürlük’ adı verdiğimiz görkemli düşlere inananlar, sahici bir koridor açılana kadar yineleyeceğiz. İnsanı insandan ayıran bütün dikenli teller yıkılana kadar… Ben’den sen’e doğru bir koridor, bir adım, bir sözcük, bir ses bile yeter bazen, ama buna ‘insanlık koridoru’ diyebilmemiz için daha çok yürümeliyiz. ‘Hayal gücü iktidara!’ (Suphi Nejat’ın veda cümlesi)
Dipnot: İstanbul’dan yola çıkan arkadaşlarımın basındaki listesinde bazı hatalar olmuş: Ayşegül Tözören, Gaye Boralıoğlu, Hatice Meryem, Sema Kaygusuz, Menekşe Toprak, Seray Şahiner, İlkay Akkaya, Vivet Kanetti, Sine Ergun, Murathan Mungan. Bize Diyarbakır, Batman ve Ağrı’dan katılanların listesini basından aldım, hatalar varsa, özür dilerim: Aydın Alp, Azad Zal, Edip Polat, Eyüp Güven, Felate Dengizi, Hicri İzgören, Hogir Berbir, İsmail Dindar, Lal Laleş, Mehdi Perinçek, Fırat Ceweri, Muharrem Erbey, Sidar Jir, Yavuz Ekinci, Murat Özyaşar, Mehmet Yılmaz, Memirxan, Nihat Özdal, Osman Özçelik, Remziye Arslan, Rizo Xerzi, Rodi Zinar, Şener Özmen, Roşen Rojbin, Sevinç Koçak, Vedat Çetin, Yavuz Ekinci, Zülküf Kışanak. Kürt Yazarlar Derneği ve PEN—Diyarbakır’a, bizi karşılayan HDP milletvekillerine, zincire katılan Eğitim—Sen’den ve barodan arkadaşlara, ‘Kobanê için bir cümle’ toplantısında emeği geçen herkese, özellikle Ayşegül ve Filiz’e sonsuz teşekkürler. O gün aramızda olamayan yazarların cümleleri de, bir sonraki ‘Arin Mirza izlenimleri yazısına… By Özgür Gündem