Kobane: Bir sözcük, bir cümle

Kobanê direniyor… Çepeçevre kuşatılmış, kara maskeli cellatlara karşı altı haftadır direniyor… Ağır silahlara, ordulara, tanklara, obüslere karşı… Katliama, işkence ve soykırıma, köleliğe direniyor. Eşi benzeri görülmemiş topyekun bir gaddarlığa, korkunun işbirliği yapmış tüm güçlerine karşı… “Anlı şanlı” devletlerin —devletimizin de — birer lokma kapabilmek için oturduğu, siyaset adı altında çirkin pazarlıkların, şantajların döndüğü, insan kanına bulanmış masaya, koca bir “dünyanın” iki yüzlülüğüne, aç gözlülüğüne karşı, son mermisine dek direniyor. Ve bizlere, direnmeyi, son mermiye, son sözcüğe, son soluğa dek direnmeyi yeniden öğretiyor.

Kobanê düşmeyecek. Politik bir slogandan, bir kararlılık, sonuna dek direniş kararlılığın bir ifadesinden çok öteye geçti artık bu cümle… Her geçen saat gerçeklik kazandı. Her geçen gün Kobanê’de asla düşmeyecek, asla kaybedilmeyecek olanın ne olduğunu hissettik, biraz daha anladık ve bunun nelerin pahasına savunulduğunu anlayabildiğimiz kadarıyla anlamlandırabildik. Çoktan yitirdiğimizi sandığımızı yeniden, bir kez, bir sonsuz kez daha bulduk.

Çok yalın, çok hüzünlü bir Güney Amerika şarkısını, tam yirmi yıl sonra, yazarların “Kobanê için bir cümle” toplantısında hatırladım. Ağrım vardı, bedensel acı bazen insanı dikenli tellerle çevirir, kendi kişisel geçmişimin hapishanelerine geri götürür. Yirmi yıl önceydi, yolum ensesinden vurulmuş bir kadınla, kaldırım kenarına boş bir çuval gibi atılmış bir kadın cesediyle kesiştiğinde… O gün bugündür arıyorum. Hayatın, ölümün karşısında yenilmeye hep yazgılı hayatın, gelip geçici, aciz, düşsel gibi görünen, sonsuz ve mutlak zaferini… Yok oluşa karşı son direnişimiz olan, hiçbir celladın katledemediği o sonsuz sözcüğü… “Sen hayatı anlamlandıramazsın, hayat seni anlamlandırır”, der çok hüzünlü bir Güney Amerika şarkısı. Kobanê bizi anlamlandırdı.

*

Geçtiğimiz cuma, gazeteci ve yazarlar, Kobanê’ye bir koridor açılması talebiyle, Cezayir Toplantı Salonu’nda bir araya geldik. Sema Kaygusuz, Burhan Sönmez, Me Koçak, Ayşegül Tözönen, Behçet Çelik, Sema Aslan ve Berrin Karakaş’ın çağrısıyla buluşabildik, Kobanê için cümlelerimizi dile getirebildik. (Aynı gün Ankara’da da yazarlar toplandı.) Yazar ve şair arkadaşlarımın cümlelerini teker teker alıntılamak isterdim, “silahımızı”, savaşa, yıkıma, nefrete ve ölüme karşı çevirdiğimizde, ayrı ayrı ve hep beraber, keskin nişancılar olabileceğimizi gördük. Murathan Mungan açılış konuşmasında Kobanê üzerine söylenebilecek her şeyi söyledi. Sema Kaygusuz, tek cümleyle, Kobanê’nin dil, din, etnik köken vb. farklılıklarla, bir arada ve eşit yaşamı nasıl inşa ettiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasalarıyla kıyaslayarak gösterdi. Murat Uyurkulak, bu ülkede ayakta kalan son kardeşlik ve barış burçlarının da yıkılmakta olduğunu hatırlattı. Ben ise Kobanê’ye doğru yola koyulma çağrımızı tekrarladım. Bu cumartesi, 22 Ekim’de, sözcüklerin ve halkların kardeşliğine inanan bütün yazarları, Suruç’a, dikenli tellerin tam dibine, dile gelmez acıların yaşandığı, savaşın gürültüsünün bütün sesleri bastırdığı o “sınıra” çağırıyoruz. Bir insanlık koridoru oluşturmaya… Son gelişmeler ne olursa olsun, şu saatlerde az çok bir koridor açıldı, bir insanlık koridoru oluşturmak için daha çok zamana ihtiyacımız var. Daha çok sözcüğe ve insana… Kobanê bize hangi cümleleri kuracak? By Özgür Gündem