Hayat

“Açılıyor zamanın yara izi…
Ve bütün ülkeyi kana veriyor—”

Bir şiir. İki dize. İntihar etmiş bir şair, tireyle kesilmiş dize. Yaprak yaprak ayrışmış bir kitaptan çıkıp gelen, gecede seslenen, gecede susan sözcükler… Unutulan, hatırlanan, sırlarla dolu bir avuç gibi açılan dizeler. Hatırlanan, bir kez, bir kez daha unutulan… Kapanmayan bir yaranın izleri bellekte —içinden çıkıp geldikleri geceye geri dönen sözcükler. İnsanların ve kanın, denizin ve toprağın, açlığın gecesi… Bellek: kabuk bağlamayı reddeden yara. İçinden çıkıp geldikleri suskunluğa bürünen sözcükler. Toprağa ve çamura, kana ve suskunluğa…

“Bizim için saatleri sayan,
Sürdürüyor saymayı…
Söyle, ne olabilir saydığı?”

Toplama kamplarından sağ çıkmış, kendi dilinde sürgün bir şair. On iki yıl önce, açlık günlerinde ve gecelerinde, sığındığım, durmamacasına seslendiğim, sanki işittiğim bir şair… Günbegün, anbean ölenler adına… Seslenebilmek, işitebilmek adına… Bellek… Sadece yara izleri, sadece yara. Durmamacasına kanayan, durmamacasına konuşan… Kabuk kabuk susan.

Sözcüklerin akşamının bekçi köpekleri
saldırıyorlar şimdi sana,
tam ortadan:
Daha vahşi susuzluğun,
daha vahşi açlığın şenliğini kutluyorlar…
Son bir ay koşuyor yardımına:”

Bir dönüşünü daha tamamladı dünya. Sözcüklerin akşamı indi. Derinleşen çöle baktım, bakışım karanlığın kemikli sırtına çarpıp parçalandı. Issızlığın orta yerinde tamamlanmamış bir bakış, yarıda kesilmiş bir cümle, sessizliğe katılan bir çığlık gibi kalakaldım.

Bir ölüm gördüm. On iki yıl önce, ölüm oruçlarında bir kadının ölümünü izledim. Ölümlerin en ağırını, en acılısını ölen, benim taş kesmiş belleğimde hâlâ, hâlâ ölen bir kadının son saatlerini…

O an, hemen o an, onu anlatmaya, sonsuza dek onu anlatmaya karar verdim, ama sonsuzca sustum.

Hayat kazandı. Böyle diyelim. Hayat kazandı, diyebilmek için seslenelim, görelim, yazalım, var olalım, yeniden doğalım. Günü gelir, ısınır yürek, bütün ölmüşler tomurcuklanır… Bütün yürekler ısınır ve sözcük sözcük çiçek açarız çölün orta yerinde…

Hayat— Tireyle kesilen dize. Kısacık, sonsuz, bitimsiz. Saf altın rengi ışık…

“Çünkü, söyle,
gözyaşlarının sel baskınına karşın,
batan güneşlere yine de hasatları gösteren
geceden başka,
nerede yaşayabilirsin
hiç tükenmeyen şafak vakitlerini?”

* Dizeler Paul Celan’dan, Ahmet Cemal çevirisi By Özgür Gündem