Ben demiştim demek

İki yıl önce, 5N1K programına çağrıldığımda gerçekten şaşırdım. Anakanallara edebiyat üzerine konuşmak için bile yıllardır çağrılmıyorum. Eski bir CERN fizikçisi, deneysel parçacık fizikçisi olarak, o sıralar merak uyandırmış, “Tanrı—parçacığı” gibi tamlamalarla kutsanmış Higgs bozonu üzerine konuşmam istenmişti. (92—93 yıllarında CERN’de araştırmalara katıldım, ATLAS’ın “kurucu kadrosunda” bulundum, Higgs parçacığı benim tez konumdu.) “Varoluşcu” bir yazardan beklenmeyecek kadar “aydınlanmacı” bir yaklaşımla, sanırım hayalkırıklığı uyandıran dümdüz bir anlatımla, Higgs’in en geç iki yıl içinde tespit edileceğini, bunun evreni anlamamız adına önemli bir adım olsa da Tanrı ya da insan varoluşu adına hiçbir şey söyleyemeyeceğini bildirmiştim.

Onsekiz yıldır aranan temel parçacığın sonunda keşfedildiği manşetlerdeydi! Hayat memat meselesi olmasa da, fiziğin temel sorununda haklı çıkmanın gururuyla, hem de çorbaya bir tutam tuz katmış, Higgs’i “kendi ellerimle” aramış olmanın biraz gururuyla… “Ben dememiş miydim,” demenin, buruk sevinci…

Defalarca yinelenmiş, kendi kendinin yankısına dönüşene dek yinelenmiş cümleler… Bazen biraz daha edebi, bazen olabildiğince mesafeli dillendirmeler. İronik, metaforik, romantik, realist, her tür biçim denemesi. Kamusal alanda en “görünmez” olanların, bir bakışın nesnesi olarak, onun tanımına sığdıkları oranda var edilmelerine dair defalarca yinelenmiş cümleler. Milletvekillerini propagandadan tutuklayan bir sistemin temsili demokrasi sayılır sayılmayacağına dair, tatsız sorular. Giderek totaliterleşen bir sistemden kolayca bulunan art arda sıralanan örnekler… Devlet eliyle ya da desteğiyle yapılan bir katliamın, yargı yoluyla meşrulaştırıldığında, herkesin ama herkesin yaşama hakkının tehdit altında olduğuna dair “kötümser” çıkarımlar. Baskı halesinin, “sorun olan Kürtlerden” bütün Kürtlere, Alevilere, gayri—müslimlere, her zaman açık hedef durumda bulunan kadınlara doğru genişleyeceğine, sosyalistlerle, solcularla yetinmeyip “sorun çıkaran” liberalleri, Müslümanları, eninde sonunda yönetimin kendi içindekileri de kapsayacak biçimde genişleyeceğine dair “kötümser” öngörüler…

Yasal bir gösteri, bir slogan, bir dernek toplantısı, hatta bir telefon konuşması nedeniyle benim ya da bir başkasının, bir gazetecinin, bir akademisyenin, bir avukatın, bir milletvekilinin örneğin, yıllarca tutuklu kaldığı, otuz yılla, kırk yılla yargılandığı bir ülkede, askeri vesayetin kalkmasının anlam ve önemini taktir edemeyecek kadar kötümserim. Bunca köşe yazarı bunca zamandır anlatıyor ama benim “fizikçi” aklım almıyor bir türlü: Otuzdört sivilin F—16’larla katledilip ailelerinin cinayete teşebbüsle tutuklandığı, bunu yazanların ya da yorumlayanların “tutuklanmakla” “tehdit edildiği” bir ülkede… Doğrudur, askeri vesayet kalkmıştır, ama galiba “benim” üzerimden değil!

“Ben dememiş miydim,” demenin aslında diyememenin utancıyla sadece alıntıyorum (tek bir haftanın haberleri):

* Bilimsel araştırmalar, yayımlanmaları milli güvenlik bakımından teh arz etmesi durumunda, devlet sırrı olarak korunmaya alınacak.

* Van’da 3 yıldır tutuklu yargılanan 15 Kürt siyasetçisi toplam 130 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Tutuklu Van Belediye Başkanı görevinden uzaklaştırıldı.

* Hopa eylemcilerine bir dava daha. Terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanan…

* Grup Yorum’un iddianamesi hazır.

* Parasız Eğitim pankartı açtıkları için gözaltına alınan, örgüt üyeliği ve propaganda suçlamasıyla yargılanan öğrencilere 8 yıl 5 ay…

* Rektörü protestoya 10 ay hapis…

* “Bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur,” diyen Temel Demirer’e açılan dava…

* Mersin Valiliği, belediyeye ait salonların kimler tarafından, ne amaçla kullanıldığının polise bildirmesini istedi.

* Kürt işçilere linç girişimi: Çatalca’da 14 işçi Kürtçe şarkı dinledikleri için saldırıya uğradı.

* Hamilelik testi sonuçları SMS’la eşe, babaya, ağabeye bildirilecek.

* Prof. Büşra Ersanlı’ya 18 yıl ile 39 yıl arasında ceza istendi. Prof. Büşra Ersanlı, okuma—yazma bilip bilmediğine ilişkin soruyu yanıtsız bıraktı.

Utanç, utanç… By Özgür Gündem