Pişmanlık yazısı

Temmuz: Kendi çapımda derinleştirdiğim TMK incelemesi sonucunda gördüm ki, bu eleştiri işine pek bulaşmasam daha iyi. Tek bir yazıyla, cümleyle, hatta üç noktayla bile, yalnızca tek bir örgüt adına değil, gelmiş geçmiş bütün örgütler adına propaganda yapmak işten bile değil. Yazmak dahi gerekmiyor… Korkarım ki, telefon konuşmalarımda Baeder—Meinhof, FKÖ, FKP, Topraksızlar Hareketi, en utanç vericisi Nazizm propagandası yapmış olabilirim. (Hangi şeytana uyup Hoess’in anılarından söz açtım?) Fotoğraf filan da varsa… Şimdi kimin şu ya da bu örgüt adına halay çekmişliği, horon tepmişliği, zeybek oynamışlığı, hatta çayda çıraya kalkışmışlığı çıkmaz ki! Herkes bir gaflet anında Galatasaray bayrağıyla yeşil atkı takmış, yılbaşında külahla objektife yakalanmış (Ku Klux Klan), ‘demokratik cumhuriyetin takımı’ demiş olabilir. Kısacası tiresini, harflerini bile şaşırabileceğiniz bir örgütün, hatta aynı anda bütün örgütlerin üyesi olmanız, üyesi olmasanız bile adına suç işlemeniz, taş atmasanız da laf atmanız an meselesi…

İşlenmiş, işlenecek suçları övmek, yeterince yermemek de söz konusu. Hukukçu arkadaşlar delile dikkat çektiler, ama sanırım oda eninde sonunda, üç beş yılda toplanıyor.

Aralık: Kendi çapımda derinleştirdiğim iddianameler—davalar incelemesi sonucunda gördüm ki, artık çok geç. Benim için, neredeyse başından beri geç… Geri dönülmez eşik ilk dakikalarda aşılmış. Kaba bir hesapla, zaten bir 500 yıllık konuşmuşum, sms’lerim de ‘yayın yolu’ sayılırsa, cezalar katlanırmış. (Yazılar sorun değil, kimse gazetecilik faaliyetinden yargılanmıyor ne de olsa!) Siyaset konuşmaya teşvik, ikna, tahrik ettiğim herkesten, ima, imge, metafor gibi sözel yollarla hayatını kararttığım herkesten —tabi gerekiyorsa!— özür dilerim. ‘Kurye bekliyorum’ gibi intiharımsı cümlelerle, ‘bomba gibi patlatmışsınız haberi’ vb. düzeysiz metaforlarla bir kıyım gerçekleştirmişim. Ne yazık ki, ben de içimde bir katil, bir şiddet tutkunu, bir faşist barındırıyorum. 1 Mayıs, Cumartesi Anneleri gibi eylemlere katılmakla kalmamış, bir samimiyet krizinde, küçük burjuva suçluluğu mu, Dostoyevskiyen bir itiraf ihtiyacı mı bilmiyorum, açık açık yazmışım. (Hangi örgüt adına katıldığımı henüz bilmiyorum.) Basın açıklamalarına vb hep geç kalmam, hatta bu şımarık, yalnız anarşist tavrımla günlerini bile şaşırmam, kimseye kül yutturmaz. Sırada binlerce kişi varken yargının kişisel ayrıntıları dinleyecek hali yok ya, hem iktidarın birlik ve bütünlüğü söz konusuysa, her şey bir ayrıntı, belirleyici olan olgular. Yani hiç kimsenin adının sebepsiz yere listeye konmayacağı olgusu…

Şimdi artık sonuna dek gitmeli: Telefonlarımda şike dahil pek çok dava hakkında görüş bildirip eleştirel tutum sergiledim, birden fazla kez açılış kokteyline katıldım (ama içki içmedim), evimde bulundurduğum sosyalist yayınlardaki cümlelerin altını çizdim (intihale kalkışmadım), roman taslağı mı, şifreli haberleşme mi olduğu kestirilemeyecek kadar kötü bir yazıyla en az on bin sayfa yazdım, teşebbüs aşamasında kalsa da, Kürtçe öğrenmeye başladım. (Acemiliğin bu kadarı, ilk sayfaya renkleri koymuşum, delil karartmayı filan göze alıp bazılarını karaladım.) Suç delili kabul edilmiş ‘Savaş ve Barış’ın yanı sıra Tolstoy’un diğer kitapları da kitaplığımda. (Yukarıda sözü geçen Hoess’in anıları da…) Üç adet poşum var, bölgeden gelme hatıralık eşyalar, taşlar, takılar, menengiç kahvesi… Dağlarda çekilmiş fotoğraflarım Andlardan, şalvarlı,çizmeli,kalın kemerli fotoğrafın açıkça gösterdiği gibi cangılda sağ kalma eğitimine katıldım. (Gerçi daha yolculuğun başında, bütün takım taklavatımla suya yuvarlanıp sırtımı paraladığımdan pek eğitilemedim.) O çamura bulanmış, yara bere içindeki fotoğraftan, elimde tuttuğum devasa maşetten, ‘bu kadın kesin otuz yıl içinde terör örgütüne girer’ dedirten yüz ifademden dolayı pişmanım. Aydınlık Yol, çoktan kurulmuştu o yıllarda ama TMK’ye göre sanırım dönüp sonradan kurmak da mümkün…

Olmuyor, ne denli abartırsam abartayım, yetmiyor. Binlerce kişinin, yasal gösterilere katılmak, yasal partilerin üyesi olmak, şu ya da bu pankartın yanında, yamacında yürümekten vesaireden öte, poşu takmak, cümlelerin altını çizmek, kokteyle katılmak, halay çekmek, ders vermek gibi gerekçelerle tutuklandığı bir ülkede sistemle aşık atılmıyor. Yayımlanmamış kitapları okumak ‘silahlı örgüt üyeliği’ sayılıyor, telefonda şaka yollu ‘karargah’ diyenlerin evi basılıyor, Tolstoy suç delili olarak karakola götürülüyor, öğrenciler otuz yıldır var olmayan örgütlere üye kaydediliyor! Sendikacılar ihale engellemekten 27, akademisyenler ders vermekten 10—20 yılla yargılanıyor. ANF’ye girmek, ‘gerilla’ demek propaganda sayılıyor. Molotof bulunduranları öldürme yetkisi talep ediliyor. Poşu takarak durakta beklediği için iki yıldır cezaevinde yatan Cihan’ın beraatini isteyen savcı görevden alınıyor. ‘Kek getirdin mi’, ‘çay içelim mi?’ gibi konuşmalar şifre diye tanımlanıyor. En yetkili ağzın ‘KCK operasyonlarına karşı çıkanlar da teröre destek vermektedir’ dediği bir ülkede, aslında başka söze ne yer, ne gerek kalıyor. By Özgür Gündem