Yorumsuz

Birer aynaya dönüşmesini umduğum pencereler açmayı sürdürüyorum ‘sorun’ diye adlandırdığımıza… Ya da bugün içinde bulunduğumuz çözümsüzlük halinin düğümlerinin nasıl ve neden atıldığına bakmayı deniyorum. Yorum yapmadan alıntılayacağım ilk yazıya Birgün gazetesinde rastladım. (Beni her okuyuşumda ağlatıyor.) Binlerce mezartaşı yatıyor bizlerle gerçeğin ufku arasında, kan kırmızı, delik deşik duvarlar geçit vermiyor sözcüklere… Susmalı. Tek bir cümle: Etrafında meydan ateşleri yaktığımız bir korkuluğa nasıl ve neden çevirdik ‘vicdanımızı’? Önüne gelenin nişan aldığı, üzerine tükürdüğü, kahkahalar savurduğu…

“Bunlar bana geldiler, bu saatte geldiklerine göre beni öldürecekler.”

“Gece saat 12’ye geliyordu. Bahçeye üç araç geldi, biri lacivert, ikisi kahve. Polislerden biri, ‘yenge merak etme,iki güne çıkar’ dedi.”

“5 Temmuz’du. Gece 11’i geçiyordu. Üç araba gittik. Biri lacivert, JİTEM’indi… Maden’e doğru yola çıktık. Yargısız infaz olacağı için normal polis devriyesine falan rastlayıp işi bozmasınlar diye iki polis arabası bize eskort yapıyordu… Beşinde aldık, altısı akşamı işini bitirdiler. Bizim yanımızdan alarak uzaklaştılar. Öldürülmemişti henüz.”

“Vedat Aydın’ın cenaze töreni 10 Temmuz’da yapılacaktı. Biz ancak 300—500 kişi gelir diye tahmin yapıyorduk. Türkiye’nin her yerinden insanlar geldi… A timleri surların üzerine yerleştirildi. Sadece ben kalabalığın üzerine 47 mermi sıktım. Ortalık kan gölüne dönmüştü. Kimlik kontrolü yapıyor, istediğimizi alıyorduk… Üç yaralıyı da vurduk… O gün 116 kişi öldü. Ama resmi olarak 7 kişinin öldüğünü açıkladık. Fis köyüne yakın bir yere topluca gömüldüler. İki ayrı çukur açılmıştı. Kalan 15—20 ceset parçalara ayrılıp nehre bırakıldı… Bir Mersedes’le İstanbul’a gittik, yedik içtik, eğlendik. Bizi ödüllendirdiler.”

(Nazım Alpman’ın yazısından alıntıladım, ilk cümleler HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın eşinin açıklaması… Diğerleri katıldığı operasyonları anlatan ‘eski bir itirafçının’ Şanar Yurdatapan ve Celal Başlangıç’a verdiği röportajdan…)

Basının cenaze törenini nasıl aktardığını görmek için ana medyadan bir gazetenin 11 ve 12 Temmuz 1991 tarihli sayılarına baktım. Alıntılıyorum: ”TAHRİK VAR!” … “Cenazedeki ilk olay bir grubun güvenlik güçlerine taş atmasıyla patlak verdi. Ortalık bir anda karıştı. Güvenlik güçleri müdahale edince taş yağmuru kesildi… Cenaze PKK bayrağına sarılmıştı… Hassas noktalara yerleştirilen güvenlik güçleri olayların gelişmesini önledi… Silah sesleri susmak bilmedi… Aniden kurşun yağmuruna tutulan karakollara kendinizi koruyun emri verildi. Olası bir sabotaja karşı elektrikler kesildi… En yoğun silah sesleri Mardinkapı çevresinde duyuldu. Polis ve askeri birlikler burada mevzilendiler. Zaman zaman karşı ateş açtılar… Yer yer silah, yer yer taş sopa kullanan çatışmacılar… 3’ü polis 60 yaralı, biri 14 diğeri 19 yaşında üç ölü… 361 gözaltı.”

Haber taş atan çocuk fotoğraflarıyla ve tahrik olduğuna dair hükümet açıklamarıyla veriliyor. İçişleri Bakanlığı olayın sorumlusu olarak HEP’i gösteriyor. OHAL açıklamasına genişçe yer veriliyor. Alıntılar: “Cenazede milli birlik ve beraberliğimize aykırı sloganlar atılmıştır… Kamu kurum ve kuruluşlarına, devlet güvenlik güçlerine sürekli taş ve sopalarla saldırılmıştır. Bütün bu davranışlara rağmen, devlet güvenlik güçleri, kendi aklı selimleri uyarınca davranarak saldırının artmasını önlemiş, korteji kontrol altında tutmayı yeğlemiştir… Güvenlik güçlerinin bütün olumlu tutum ve davranışlarına rağmen Mardinkapı Karakolu önce taşlanmış, arkasından silahlı saldırıya uğramıştır… Devlet güvenlik güçlerinin üzerine sürekli ateş edilmiştir. 19 ilden gelen, milli birlik ve beraberliğimizi parçalamayı hedefleyen 266 kişi gözaltına alınmıştır… Üç ölü, sadece biri ağır olmak üzere 119 yaralı…”

İnsan, kendi suretine bakarak çamurdan bir adamı, golemi yoğurmuş ve alnına EMET yazmış: Gerçek. Ama tek bir harfi düşünce MET kalmış geriye: ölüm. By Özgür Politika