Tutanak (2)

”Ve hemen yukarıda sözü edilen çukura atıldılar. 28 Mayıs: Bir çukur daha açıldı. 29 Mayıs: Bir çukur daha açıldı.” (Heimrad Backer, Tutanak)

Sert bir yazı yolluyorum, diyorum, inandırıcı olmadığımı bile bile… Saldırgan değil, gerçeği bütün sertliği içinde yakalamayı hedefleyen bir yazı. ’Kurbanların ve katillerin dilini alıntılamak yeterli’, der Backer, toplama kampları üzerine en ’sert’ metinlerden birine başlarken… (Ya kurbanların dili işitilmemiş, yadsınmış, susturulmuşsa? Bellekleri bile ellerinden alınmışsa?) Belki burada başlıyor yazının yolculuğu: Kat kat yükselen sözcük duvarlarının arasında, delik deşik taşlardan örülmüş, rüzgarla, yağmur sularıyla oyulmuş, ıpıssız ’belleğimizde’… (’Taşlar mı suskun, insanlar mı sağır?’)

”İtfaiye kancalarıyla çekip çıkardılar bizi, yaklaşık 200 m. sürükleyip götürdüler… Çivili sopalarla vuruyor, bisturi gibi bir aleti sarı bir sıvıya batırıp kesikler atıyorlardı.” (Ulucanlar’da bir tanıklık)

”Görevli personel verilen emir gereği görevini yerine getirmiştir. O esnada kurşunlar nereye gidiyor, hesaplamak mümkün değildir.” (Ulucanlar mahkeme tutanağı)

”Silah sesleriyle uyandım… Resmen tarıyorlardı bizi… Göz gözü görmüyordu. Sadece iniltiler, çığlıklar duyuluyordu.” (Bayrampaşa, tanıklıklar)

”… altında kalan yerde bol miktarda kan lekesi bulunduğu bildirildi… Çok sayıda mermi çekirdeği delikleri görüldü… Mazgallardan yapılan atışlarla oluşmasının mümkün olduğu görüldü… Yoğun kan lekesi görüldü… Yanmış kağıt, çok miktarda yanık giysi…” (Bilirkişi raporu)

”Onu her tarafı yanık bir halde merdivenlerde gördüm, sesi zor çıkıyordu. Yananlar var, dışarı çıkamayanlar var, dedi… Derileri tamamen dökülmüştü.” (Bayrampaşa)

”C1 koğuşunda öldürücü dozun çok üzerinde gözyaşartıcı gaz etkisinin açığa çıkmış olduğu…”

㧮 metrekarelik alanda öldürücü dozaj süresi 38.1dk. olduğu…”

”Çeşit çeşit bombalar atıyorlardı, kimisi yuvarlak, kimisi oval.”

”Bizi ambulansa götürenler, yarın gidip kol bacaklarınızı toplayacağız dediler.” (Bayrampaşa, kadın mahpusların tanıklıklarından)

”…kopan kolu yerine protez kol temin etmek devletin borcu.” (Burdur, yetkili bir ağızdan açıklama)

”Bizi diri diri yaktılar.” (Ambulansın kapısından bir kadın kameralara bağırıyor, yüzü, elleri, saçları tamamen yanmış)

”Bayanları kebap yaptık, dediler.” (Erkek mahpusların tanıklığı)

”Operasyonu bir yıldır planlıyorduk.”

”Deliklerden içeriye bir gaz verdiler. İçerisi gri ile siyah arası bir renge büründü. Kapıyı çok az açabildik. Baygın iki arkadaşımı sürükleyerek çıkardım… Kapıya doğru ilerlemeye çalışırken yumuşak bir şeye bastım. Sanki insan eti… O an kendimin de yandığını fark ettim.”

”Terör tutuklu ve hükümlülerince duvar dibinde bırakılan, kimlikleri daha sonra tespit edilen mahkumların ölü olarak çıkarıldıkları…”

”Mevcut haliyle 20—25 kg. ağırlığındaki, tüm vücudu karbonizasyon derecesinde yanmış olması nedeniyle yaşı ve cinsiyeti tefrik edilemeyen cesette…” (Otopsi raporu) (Yaş: 23, Cinsiyet: Kadın)

”Dudaklarım daha doğrusu dişlerim açıktaydı. Dış görünüş o kadar önemli değil.”

”Yarın yeni bir gün olacak.” (18 Aralık, Başbakanlık açıklaması)

Belki hiç kimse başaramadı toplama kamplarını anlatmayı… Ama kamplar, gaz odaları, soykırım üzerine çok şey anlatıldı, işitildi, tekrar tekrar anlatıldı. Kısmen de olsa sorumlular yargılandı, cezalandırıldı. Hayata Dönüş operasyonu anlatıldı mı, işitildi mi? ”Psikolojik harp” tekniklerine ya da düpedüz ortaçağ işkencelerine, birkaç ’çatlak’ sese karşın toplama kamplarını bile meşrulaştırabilecek denli ustalaşmış medyaya, o günlerde bize topluca dendiği gibi ’aydınlara’ ayna tutan operasyon… Ayna mı, çatlaklarla doluydu, yoksa biz gözlerimizi kaparsak görüntülerin kaybolacağını mı sandık? By Özgür Gündem