Bir zamanlar masumdum…

Bir zamanlar masumdum.

Bir yalan uydurmuş, herkesi kandırmıştım.
Üç ya da dört yaşındaymışım.
Öyle anlatıldı bana. Dünyanın her gün yeniden biçimlendirilmeyi bekleyen bir hamur parçası gibi elimde olduğu son yıldı, okumakla yazmak henüz bir ve aynıydı. Yalan söylemiş, okumayı söktüğümü bildirmiştim herkese. Öğleden sonraları kitabımı elime alır, ciddi, ağırbaşlı, ansızın büyümüş bir ses tonuyla, tane tane ‘okurdum’. (Günün birinde karşılaşırsak, o kitabı tanıyacağımı sanmıyorum, yalnızca dev sayfaların kokusuyla hışırtısı kalmış belleğimde, o ise, beni kesinlikle tanımaz.) Çoğunlukla akşamı bulurdu hikâyemin tamamlanması. Sonra… Gece bastırır, odam seslerle dolardı. Minik hayvancıklar annesiz kalıp üşüdüğünde, daha değişik, daha gerçek bir hikâyeyle dönerdi kitabım bana.

O zamanlar dünya hâlâ yoğrulması, renklendirilmesi, içine sızılması gereken hamurumsu bir kütleydi, ama hızla katılaşıyordu. Giderek kendisi oluyordu, tıpkı benim gibi. Günden güne daha çok suskunlaşıyordu. Beni çağırmaktan vazgeçtiğinde, benim onu çağırmam, adıyla çağırmam gerekiyordu. O zamanlar masumdum, çünkü canım acıyor ama bir suçlu aramıyordum.

Yakınlarımın işbirliğiyle bir yıl süren ‘okuryazarlığımı’ anneannem bitirdi: “Yalan söylüyorsun! Sen okuma filan bilmiyorsun.
Biliyorsan, al da bu kitabı oku bakalım!”
Günün birinde, bir kız çocuğu hikâyesini bitirmek için, beceriksizce tuttuğu kalemle bir kuş yaptı. Gördüğü hiçbir kuşa benzemiyordu bu kuş, kanatları bile yoktu, çünkü uçmanın ta kendisiydi. Gözlerinde, kendi gözlerini bulduğundan, onu adıyla çağırdı: k—u—ş. Sonra soluğunu üfledi ona, kendi etini ve kanını verdi, çocukluğunun soğuk gecelerini, çığlıklarını, annesinin gözyaşlarını…

Yeterince güçleninceye, üzerine atılmış mavi mürekkepten ağı yırtıp temelli gidene değin… Yürekten kopan bir dua eşlik ediyor şimdi ona, keskin nişancıların menzilinde, sabah göğünün sisli yalnızlığında uzaklaşırken… Geride kalansa bomboş bir kâğıt, biraz sağır, biraz şaşkın. Dümdüz, yavan, gölgesiz. Hiç gerçekleşmeyecek bir dönüşü bekleyen… By Radikal Gazetesi