Mesele, çözümler, öneriler

’Söylenen her saçma söz üstüne yazı yazmaya kalkışacak olursak, bu ortamda, vay halimize!’ (Murat Belge) Kusura bakmayın, kafam karışık, yol yorgunluğu. Üç—dört şehir, paneller vs. Türkiye’ye dönüp de gazeteleri açtım mı sersemliyorum. Sanki Avrupa’nın sosyal demokrat vs. bir ülkesinde, o ülkenin en nezih semtinde doğup büyümüşüm, bu topraklara yolum ilk kez düşmüş gibi nutkum tutuluyor. Saçma’nın yarattığı göz kamaşması, girdabı andıran baş dönmesi herhalde. Ne yazık ki, bir çözüm önerisini daha, biri Türk, öteki Kürt, iki kadınla evlenme önerisini kaçırmışım.

Tepkisel davranmayıp önyargısız yaklaşırsak, son derece ‘makul’ bulduğum bu öneriye ilişkin, ayrıntılar düzeyinde, birkaç noktanın açıklığa kavuşturulması gerekiyor. (Belki kavuşturulmuştur da ben atlamışımdır.) Sözgelimi kadın sayısının neden ikiyle kısıtlandığını, ikisi Türk, ikisi Kürt (eşitlik açısından) dört kadına izin verilmediğini anlayamadım. Bu eşitliğin, yani iki kadın eşittir bir Türk erkeği, kısaca yazarsak (1TK+1KK=1TE) denkleminin, başka hangi alanlarda, tanıklık, miras vs. geçerli olacağının da teknik açıdan belirlenmesi gerekiyor. Aynı şekilde bir Türk kadını artı bir Kürt kadını eşittir bir Kürt erkeği (1TK+1KK=1KE) geçerli mi? Melezlerin durumu ne olacak, Türk ve Kürt taraflarına yarımşar yarımşar mı eklenecekler? (1KK+0.5TK+0.5TK=1TE)

Güzel coğrafyamıza özgü etnik karışımlar göz önüne alınırsa… Ne Kürt, ne Türk olanların, Çerkez, Laz vb. karışımlarının, ne idüğü belirsizlerin durumu ne olacak? Hesaba katılmayıp çözümün değil de, sorunun bir parçası olmaya devam mı edeceğiz?

Bir diğer soru, bu hakkın — bir haksa tabii — gayri Müslim erkeklere tanınıp tanınmayacağı. Eğer bu bir hak değil, bir fedakârlık, bölünmez birlik ve bütünlüğümüz adına çekilen bir çileyse, yani vatani bir görevse, süresi 2 ya da 5 yılla kısıtlanabilir mi? Bedelli evlilik uygulamasına gidilecek mi? Tek eşli kalmak isteyen erkeklere ‘vicdani ret’ hakkı tanınacak mı?

Benim önerim, kendi küçük, kişisel, pek de özgün olmayan katkım şöyle: Tam tersini denersek, yani bir kadın, biri Türk, diğeri Kürt iki erkekle evlenirse sorun daha hızlı çözülür. Neden derseniz… Güzel ve acılı coğrafyamızın en vazgeçilmez tahakküm nesnesi kadın, en sarsılmaz dayanışması erkek dayanışması olduğundan. Biz kadınlar eninde sonunda anlaşırız, zıt köşelerde dursak dahi eninde sonunda yaralarımızı paylaşır, birbirimizi anlarız. Erkeklerinse empati kurabilmek için ortak bir düşmana ihtiyaç duymaları, ortak düşmanın da ‘Efendiler’ arasından değil de, ‘Köleler’ arasında seçilmesi güzel coğrafyamızın geleneği. Elbet çatışmalar, sürtüşmeler, dört duvar arasında kalacak patlamalar olacaktır, ama sonunda bu durum bir dert ortaklığına, konumu baştan şaibeli kadına karşı dayanışmaya, kader birliğine dönüşecektir. Bu toprakların ebedi öteki’si kadın hesabına mesele çözülecektir.

Daha radikal bir yaklaşımsa, belediye başkanından insan hakları savunucusuna, gazetecisinden taş atan çocuğuna dek mümkün mertebe her kürdü hapse atmakla yetinmeyip ‘Kürt’ sözcüğünü temelli yasaklamaktır. Çok da gerilerde kalmayan, ‘w’ harfinin bölücülük propagandası sayıldığı, Kürtçe şarkıların linç tepkisi uyandırdığı o eski günlerdeki gibi.

Daha sürdürebilirdim, ama içim elvermedi. Silahların bir an önce susması, operasyonların durması, çift taraflı ateşkes ilan edilmesi çağrısına katıldığımı söylemekle yükümlü hissettim kendimi. Barışmak, uzlaşmak zorundayız, en azından bunu denemek, konuşmak zorundayız. Bir kez daha denemek… Kendi kişisel, küçük, hiç de özgün olmayan cümlem bu. ‘Taş atan’ çocukların derhal bırakılması, KCK’lıların tutukluluklarının kaldırılması, seçim barajının, Siyasi Partiler Yasası’nın değişmesi, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması bana son derece ‘makul’ öneriler, zaten yanlış adımlardan daha gecikmeden geriye dönmek gibi geliyor.

Yol yorgunluğu mu, sersemlik mi, benim bu coğrafyanın sorunlarına oldum olası ermeyen kıt aklım mı, bilmiyorum. By Radikal Gazetesi