Gerçek ölümler

‘Toprağın içinde ve üstünde çalışıyoruz, bazen tepemizde bir dam, bazen yağmur altında, kazmayla, kürekle, kaldıraçla. Koca çimento torbaları taşıyoruz, tuğlalar örüyoruz, demir çubuklar döşüyoruz, çakıllar yayıyoruz, toprağı çiğniyoruz. Ancak şimdi kavrıyorum eski uygarlıkları kurarken ödenen fiyatı. Eski Çağlar—özgür insanların düzenlediği bir alçaklık kölelere karşı.’
Kaldığım yerden sürdürüyorum. Daha önce de alıntıladığım bu cümleler Tadeusz Borowski’den (‘Şu Bizim Auschwitz’, Mete Tunçay çevirisi), 20. yüzyılın ortasında bir toplama kampını anlatıyor. Aynı cümleler 19. yüzyılda ya da 17. de yazılmış olabilirdi, İngiltere’de ya da Peru’da, fabrikalarda, kömür ya da altın madenlerinde… Farklı üslup ve bilinçle, Eski Çağlar’da bile yazılmış olabilirdi. Üst üste konan tuğlalar gibi birbirine benzeyen, yüzyıllar boyu birbirini yankılayan, çağıran, yineleyen cümleler…

Zamandışılıklarıyla, zamanın tam içine derin bir yara izi gibi işleyen… Tarih, bu cümlelerin içinde doğuyor ve orada ölüyor. Bugün de yazılıyorlar, burada, kanla ve külle, hayatın dokusuna karışıp hızla siliniyorlar. Çünkü ‘Efendi’, hiçbir zaman feragat etmedi iktidarından, onun nefreti ve pervasızlığı mutlak, sınırsız olma arzusundadır. Çünkü hiçbir insanın hayatının diğerininkinden daha değersiz olmadığı bir dünyayı var edemedik henüz.
Basını tarıyorum, çünkü bu da bir köşe yazısı ve ‘kanıtlamak’, raporlarla, sayılarla, haberlerle kanıtlamak gerekiyor aşikâr olanı.
“Türkiye, maden iş kazaları bakımından dünya üçüncüsü, Avrupa birincisi. Çalışan işçi sayısı bakımından kaşılaştırınca dünya birincisi.”
“Zonguldak, Gelik ve Kilimli’de, Balıkesir Odaköy’de hemen her ay ölümlü bir kaza meydana gelmesine karşın, denetimler yapılmıyor.”
“2004’te madenlerin taşeronlara açılmasıyla kazalarda belirgin bir artış görülüyor. 2004’te 2 ölümlü kazaya karşın, 2008’de 43, 2009’da 92, 2010’un ilk beş ayında 66 işçi ölmüş.”
“GMİS tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Zonguldak’ta özel/taşeron maden ocaklarındaki ölüm oranları TTK’nın işlettiği ocaklardakine oranla 34 kat fazla.”
Her şey söylenmiş gibi, diye düşündüm, yazmaya otururken. Geriye kalan ne? Söylenemeyen. “Biz pislik içinde yüzdük ve gerçek ölümlerle öldük”, diye yazmış Borowski. Bir söz, bir söz daha, suskunlukla, utançla karışık, tere ve toza bulanmış, başı ön eğik gerçek ölümler karşısında…
Ben kaldığım yerden sürdürünceye dek, biraz geri çekilip kalemimi bileyinceye, ruhumla bedenimi kapkara açılmış kapıdan geçirinceye dek bir ölüm haberi daha Tuzla’dan geldi. 23 yaşında bir tersane işçisi Metin İnanır, doğum gününde, halatı kopan vincin altında ‘kaderince’ öldü. Ağıtlar soğumadan, tepkiler dillendirilmeden, hatta ben bu yazıyı bitiremeden belki biri daha ölecek kaderince. (Kaderin kılıcı, kalemlerimizden daha keskin bu coğrafyada!) Bir pazar sabahı gelecek ölüm, vinçlerde, iskelelerde, karanlık tünellerde… Ya da bakışlarımızı kaçırıp sert, taştan profilimizi gösterdiğimiz daha da derin karanlıklarda, cezaevlerinde sözgelimi bu ülkenin, karakollarında, dağlarında, belki biri daha öldürülecek bu pazar sabahı. Henüz bilmiyor o biri, ölümün nereden nasıl geleceğini, belki bir yanıyla biliyor ve bekliyor, ama o da hepimiz gibi aslında hazır sonsuza dek yaşamaya… Belki sabırsızca yeni günü bekliyor, ertelenmiş bir buluşmayı, bir nişanı, özgürlüğü beklercesine… Ya da dalgın belki, kafasını toparlayamıyor, sebepsiz bir hüzünle, belli belirsiz bir acıyla dolu. Ya da pişmanlığıyla tutulmamış bir sözün, dilinin ucuna takılıp kalmış bir cevabın…
O biri bekliyor yeni günü, binlerce yeni günü… Ufukta beliren şafağı, bu dünyanın henüz görmediği bir şafağı bekliyor.
Belki o biri, yarın ya da öbür gün, gazetelerin iç sayfalarından bakacak bize. Üzeri damgalı vesikalık bir fotoğraf, diğerlerine çok benzeyen… Hızla eskiyen haberler arasında bir haber daha, listelerde bir isim, raporlarda bir sayı, kaderler arasında bir kader daha. ‘Tanıyor muydunuz beni?’, diye soracak. Hayır demek için, kalemlerimizi yeniden bileceyeceğiz. Utançla…
Adını koyalım bari bu ülkede işlenen cinayetlerin. En azından bunu yapalım. By Radikal Gazetesi