Tutanak

Avusturyalı şair Heimrad Backer’ın ”Tutanak” adlı kitabı, toplama kampları ve soykırım üzerine okuduğum en güçlü metinlerden biri. Edebiyat, korkuncu betimlemekte ne denli ustalaşırsa ustalaşsın, bu boyutta kıyımı ve dehşeti yansıtmaya soyununca, daha baştan yenilmeye yazgılıdır. Gerçeğin yerine, belki daha dramatik, belki daha kuru bir başka gerçeği koyacak, salt insan acısını seyirlik bir malzemeye dönüştürecektir. Amberin içinde yakalanan sinek gibi. Faillerin ve kurbanların dilini alıntılamak yeterlidir, der Backer. Belgeyle vahşetin çakışma noktalarında kurar şiirini.

Hayata Dönüş… 19 Aralık 2000 sabahı, 20 ayrı hapishanede başlayan operasyonla ilgili, çok ama çok gecikmiş haberi okuyunca, faillerin ve kurbanların dilini alıntılamalı, dedim. Otuz ölüm, yüzlerce yaralı, yirmi bin gaz bombası. On yıl sonra bile olsa, alıntılamalı ve orada durmalı. Ne menem bir hayata döndüğümüzü görmek için… O günlerde, daha cezaevlerinde dumanlar tüterken atılan manşetleri, göz göre göre gelen bu operasyonu hazırlayan, meşrulaştıran, başlıca provası Ulucanlar katliamını hasır altı eden yazıları alıntılamayacağım.

”Kepçelerin deldiği deliklerden çıkartılanlar kollarından tutulup yere atılıyor, tekme tokat dövülüyordu. O soğukta, fırtınada çocuklarımız gözümüzün önünde çırılçıplak soyuldu… Ölen çocuklarımızı 3—4 metrelik rampadan aşağı attılar.” (Bir tutuklu yakını)

”Bir yıldır hapishane maketleri üzerinde tatbikatlar yapıyorduk.” (İçişleri Bakanı)

”Oturduğum yerden kalkamıyorum. Ellerim yanmış, deriler sarkıyor.”

”Gerçekten bir vahşetti. Gerçekten önce gaz odalarına doldurulduk, sonra yakıldık. Yani bir geceye her şeyi sığdırdılar. Bir geceye…”

”Bir gecede aynı koğuştan altı kadın yakılarak öldürüldü.”

”Saat 5:00. Şefinur’un sesiyle uyandım. Giyiniyordu. Operasyon dedi.”

”Bombalar ayaklarımızın altında, sırtımızda patlıyordu. Kendimizi koruyacak hiçbir şeyimiz yoktu.”

”Bu kez daha farklı etkisi olan bir gaz. İstemdışı bağırıyor, tekme atıyorum.”

”Şu an pek çok ameliyat olmam gerekiyor. Gözlerim yandığından gözkapaklarım kapanmıyor.”

”Bizi hastaneye getirenler, yarın gidip kol, bacaklarınızı toplayacağız dedi.”

”İyi misin? Cevap ver… İyi değilim. Nefes alamıyorum.”

”Kafamdaki yanık çok derin, kemiğe kadar.”

”Gayriihtiyari havluyu atıp hava almaya çalışıyor, gaz yukarı yükseldiği için daha çok etkileniyor.”

”Çatılardan kahkahalar atarak izliyorlardı.”

”Şefinur sırtüstü yatıyor. Nefesimi ayarlamaya çalışıyorum, diyor.”

”Deliklerden içeri bir gaz verdiler. İçerisi siyah ile gri arası bir renge büründü.”

”Yangın bombası. Kapıdaki dolabı ittim, ateş gibiydi. Baygın durumdakileri ancak sürükleyerek çıkardım… Kapıyı çok az açabilmiştik.”

”İlerlemeye çalışırken yumuşak bir yere bastım. Sanki insan eti. Kendimin de yandığını fark ettim.”

”Benim sırtım, ellerim, yüzüm yandı ama giysilerim yanmadı. Çok ilginç. Alev almadım, tutuşmadım ama yandım.”

”Şefinur yanarken ayağa kalkmıştı.”

”Ellerinde su hortumları vardı ama yanan koğuşa sıkmıyorlardı. Sürükleyerek, döverek çıkardılar. Yaralı da olsak…”

’’Kalça kemiğim kırılmış. Doktorlar sağ elimin kesilmesi gerektiğini söyledi. Yüzümden iki ameliyat geçirdim. Dudaklarım, daha doğrusu dişlerim açıktaydı.”

”Mevcut haliyle 125 cm boyundaki, ileri derecede yanma nedeniyle yaşı tefrik edilemeyen, büyük bölümü karbonizasyon derecesinde yanmış, alt kısımları olmayan kadın cesedine… Yüzün mevcut olmadığı, beynin pişmiş ve küçülmüş olduğu görüldü.”

(Alıntılar, Bayrampaşa’dan sağ çıkan kadın mahkumların açıklamalarından… Sonuncusu bir otopsi raporu.) By Özgür Gündem