Arafta bir kadın \ Aslı Erdoğan

Aslı Erdoğan, kitabında hayata ’öteki’nin gözüyle bakmayı deniyor.”Çocukluğumdan beri yaşadığım bir şey aslında bu: Girememek, ait olamamak, dışarıda kalmak, köprüde olmak durumu, iki arada kalmak gibi… Kendime bir imge kursam, köprüden aşağıdaki ırmağa bakan biri olurdu. Her an atlayabilir. Ama arafta!

Sizlere bu kez, ’Yaşam’ın ’Öteki’ kıyısından seslenen birini tanıştırmak istiyorum: Aslı Erdoğan’ı. ’Bir Yolculuk Ne Zaman Biter’ ismiyle kitaplaştırdığı denemelerinde, ağırlıklı olarak ’öteki’ kavramı üzerinde duran Erdoğan, birey olarak da samimi bir öteki. ’Yazmak bir yolculuktu benim için, hedefsiz bir yolculuk. Yollar, sokaklar ve insanlar. Hepsi birer anahtardı; ama hangi kapıya uyduklarını bilmiyordum.” diyerek çıktığı yolculuğunda, derlediklerini kitaplaştıran Aslı Erdoğan aslında sıkı bir fizikçi de. Erdoğan’ı edebiyat ve fizik arasında bir tercih yapmaya, Rio de Janeiro Üniversitesi’nde çalıştığı iki uzun ve yorucu yıl zorlar: ”Ben fiziği çok seviyorum. 1991’de Rio’daydım ve çalışma şartları çok zordu. Orada insana yabancılaşmayı gördüm. Bilmem kaç kişilik bir deneyin bir parçası olmak. Gece gündüz, on altı saat, insanı insanlıktan çıkaran koşullar. Döndüğümde fizikten soğumuştum. O koşullarda çalışamayacağımı anladım. Kafayı yemiştim kelimenin tam anlamıyla. Geceleri uyuyamıyordum, günlerce uyuyamadığım oluyordu. 1994’te ilk romanım Kabuk Adam çıktıktan sonra yol ayrımına geldim: Ya edebiyat ya fizik. İkisini birden taşıyamayacağımı anladım.”

Hep araftaydım
Aslı Erdoğan, hayata ’negatif’inden bakan bir yazar. Çoğu zaman eleştirildiğini de ekliyor, bu bakışının. Özellikle dört kez ölüm tehsi atlattığı Rio, onun belleğinde derin izler bırakmış. Belki de ’Yaşam’a ’Öteki’ penceresinden bakması da bundan: ”Gazetede ’Yaşam’ sayfasında ’Öteki’ diye bir köşede yazıyor olmam çok ironik tabii. Özellikle öteki teması olunca. Ölüm temasına da girmek zorundasın. Tamamen çelişiyor sayfayla. Hakkında yazdığım insanların bir kısmı öldüler. Bu da acı aslında. Çocukluğumdan beri yaşadığım bir şey aslında bu: Girememek, ait olamamak, dışarıda kalmak, köprüde olmak durumu, iki arada kalmak gibi… Kendime bir imge kursam, köprüden aşağıdaki ırmağa bakan biri olurdu. Her an atlayabilir. Ama arafta. ”

Kadınlık, zenciliktir
Ezen—ezilen zincirinde, kadının doğal yerinin ezilen olduğunu söylerken, kadın yazarın da otomatik olarak böyle bir sınıflandırmanın esiri olduğunu düşünüyor. Erdoğan, kadın imgesinin erkekler tarafından oluşturulduğu üzerinde duruyor: ”Kadının erkeklerin yarattığı bir imge olduğunu düşünüyorum. Gerçek kadın ile yaratılan kadın imgesi çoğu zaman örtüşmüyor. Özne olarak yok. Birçok ezen—ezilen ilişkisinin bir parçası olarak görüyorum kadını. Kadınlık öyle bir şeydir ki zenciliktir. Yani erkekler her an ve her yerde erkek olarak davranmak zorunda değiller. Belki bizim toplumda erkekler için de bu ağırlığını hissettiren bir durum ama. Onlar yazar olabiliyorlar, işadamı onlar… Oysa bir kadın yazdığı andan itibaren ’kadın yazar’dır. Sürekli o da var tabii üzerimizde.”

İktidarın ’köşe’leri
Türkiye’de köşe yazarlığının kavram olarak iktidar ile oldukça yakın durduğunu söylüyor. Çünkü, her köşe yazarı, mutlak doğruyu söylediği, en doğruyu kendisinin bildiği havasında. O ise iktidar kavramından uzak durmayı yeğliyor: ”Ben iktidar kavramına her zaman mesafeli durmuşumdur. Köşe yazarlığı da bir iktidardır. Ben köşe yazarlığına başlarken, üst başlık olarak ’Öteki’ ismini seçtiğimde, bu iktidarı nasıl reddedebilirim diye düşünüyordum. Kendim bir iktidar olmamayı nasıl becerebilirim diye düşündüm. Ve onun için de dili bu düşünceme dönük oluşturdum. Bu benim bilinçli bir tercihimdi.”

Rio, cehennemdi!
Rio’da ölümün sıradan bir şey olduğunu söylerken, bu kentin, kitaplarına yansımasını ise şöyle aktarıyor, Aslı Erdoğan: ”Özellikle Kırmızı Pelerinli Kent’te bir cehennem olarak anlatılır Rio. Ve kadınlar, cehenneme bakarken saçlarım tutuştu, der. Ama duramaz. Daha derine, daha derine gitmek ister ki, son noktası ölümdür. Ve aslında köşe yazılarım da o temadan etkilendi. Hep bir cehenneme bakış, karanlığa bakış, bir arayış hakim oldu bende. Ama ben kendimi, cehenneme bakarken yüzü, gözü, saçı, burnu falan tutuşmuş olarak görüyorum. Ve bu yanım da eleştiriliyor. Hiç güzellikler, umut yok mu diye! Ama ben yazıyı hep böyle gördüm. Yazıyı da, sanatı da. Bütün bu korkunçlukların üzerine giden.”
Aslı Erdoğan, yazıda geldiği noktanın yazarlığı bırakmasını telkin ettiğini söylüyor ve ekliyor: ”Çok net anladım ki yazı ayrı bir şey, yazarlık ayrı bir şey. Yazarlığıma yaptığım yatırım yazımdan mutlaka çalıyor. Yazarlık için yaptığım şeyler, mutlaka bir sonraki kitaptan çalıyor. Ama yazıya bir kutsaliyet atfediyorum. O haliyle korumak istiyorum.”
Erdoğan’ın yazıyla açıldığı serüven şimdilik araftan geçse de bizi hayatın orijininde buluşturacak gibi. Dolayısıyla, ’Bir Yolculuk Ne Zaman Biter’ sorusunun cevabını da birlikte bulacağız. By Hüseyin Sorgun

%d bloggers like this: