Sözcükler…

Bilinmeyene doğru çıktığım yolculuğun sonunda ben de yalnızca boş bir kağıdın önünde soluk alıp verebiliyorum artık. Bir sihirbaz eliyle içim dışıma çıkarılmış gibi. İçimin karanlık koridorlarında el fenerini korkmadan her ayrıntıya çeviren yazar. Aslı Erdoğan ve gözlerime çarpıp beni yoran, uykumdan çalan ve zihnime soru işaretleri saplayıp giden kitabı Kırmızı Pelerinli Kent.


Bir taraftan bakıldığında ışığın, sihrin, mucizenin uzaklarda kaldığı bir kentten sesleniyor yazar. Katı gerçekliği yumuşatmadan, süzmeden, eğip bükmeden gözünüzün önüne seriyor. Ama bunu öyle büyüsel bir şekilde gerçekleştiriyor ki, yazanın peşi sıra sürükleniyor, geri dönüşü olmayan yollara korkusuzca giriyor, gözünüzü kapatıp yüzünüzü çevirdiğiniz, tahammül edemediğiniz görüntülere dakikalarca bakakalıyor, doymak bilmeyen bir merakla yürüyorsunuz karanlığa. Sokak ortasında gördüğünüz ölmek üzere olan bir adamı seyredip de hiçbir şey yapamadan yolunuza devam ederken yüzleşiyorsunuz insan oluşunuzun dehşetiyle. Sözcükler mermiler halinde yağıyor üstünüze. Bir kuyunun dibine duvarlara hızla çarparak iniyorsunuz. Kelimeler kalıyor ellerinizde, hayatla kıyaslandıklarında kutsal ve derin, hayatın içinde silik ve anlamsız kalan kelimeler…

Kırmızı Pelerinli Kent bir yazarın yazmak zorunda olduğu bir kitap için cehenneme gidişini, mecburen ya da isteyerek orada kalışını ve yanarken boş beyaz bir kağıda tutunuşunu anlatıyor. Cehennem şehir: Rio, hiç bilmediği yaşamları, aklının ucundan geçmeyenleri, varlığının farkında bile olmadığı çirkinlikleri örtmeden, saklamadan, utanmadan yazarın gözünün önüne seriyor. Tüm bildiklerini, biriktirdiklerini alt üst ediyor, duvarlarını bir bir yıkıyor, Rio’ya karıştıkça içine çekiliyor yazar, içine çekilmek bir kaçış değil bir arayış, içindeki sularda arıyor kayıp cesedini.

Yazmak, bu cehennemde ayakta kalmasını sağlayan tek şey, üstelik yazabilmek için seçti cehennemi. Kendini ateşe atmadan yazamaz mı insan ya da yolu talihsizlikle ateşe düşmüşler mi yazar sadece! Hayatın içine gömülmüş insanlara çığlığını duyurmak için mi, yoksa çığlığının yarattığı hayranlık dolu bakışları yüzlerde görmek için mi yazar!Yanışına dair her kelimeyi özenle seçerek kursa da cümlelerini, bir yazarın ateşten kelimeleri ne kadar yakar ateşi bilmeyen birinin ellerini, çığlığı ne kadar duyulabilir gürültüden ve tozdan tıkanmış kulaklarda!

Bir sahafta kitapları karıştırırken düştü elime bu kor. Küllerinin içinde hissettim tatlı sıcaklığını. Sayfaları çevirdikçe, küller savruldukça acıtmaya başladı ellerimi, yanmaya başladım. Ateşi deneyimlemiş birinin avuçlarını yaktı bir yazarın ateşten çıkmış kelimeleri.

Geriye yanmış benliğimden arda kalan bölük pörçük sorular, anılar, kelimeler kaldı. O kelimelerle savurdum kendimi rüzgara, tutundum kalemime kaybolmamak için, yazmaya başladım: Bir kitapla açıldı kabuk tutmuş yaralarım, bir yazarın eliyle içim dışıma çevrildi. By Reyhane Kemerli – Düşle Edebiyat

%d bloggers like this: