Fransız Basınından Seçmeler

Everest Yayınları’na yeni katılan yazar Aslı Erdoğan’ın ’Mucizevi Mandarin’ adlı kitabı Fransa’nın önemli yayınevlerinden Actes Sud tarafından yayınlandı.

Aynı yayınevi tarafından diğer kitapları da yayımlanacak olan Erdoğan’a okur kadar Fransız basını da ilgi gösterdi. İşte, ’Mucizevi Mandarin’ hakkında Fransız basınında yer alan yorumlar:

La Presse de la Manche

Yabancı bir genç kadın karanlıkta yürür. Leman gölünün kıyısında, Cenevre’nin dik ve dar sokaklarında, kötü ünlenmiş mekanlarda tehye atılır. Sevgilisinin gidişinin ardından, akşamları kafelerde yazar. Bu ışıl ışıl, duman altı, bazen de hoş denebilecek mekanlarda, harcanmış bir gençliğin muhasebesini yapar, hayali bir ikiz yaratır, güzel ve sevebilen bir kadın… Sonra yeniden karanlığa yol alır.

BIBA

Güzel bir kadın, tek gözlü bir kadın. Her gece, buz tutmuş aşk hatıralarını bulmak için Cenevre’nin sokaklarında dolaşır. Erkekler sevmiştir, özellikle de elinde tutmayı başaramadığından giden birini… Türk olan bu kadın, gözyaşlarına boğulmuş bir karakter hayal eder. Bu nostaljik roman, kendi hüzünlü ama yine de ışıklı yolunu çizen yaralı genç bir kadının tehli yolculuğunu sergiliyor. Büyüleyici bir portre.

VIRGIN

Hayatın size vurduğu, unutmuş olduğunuz darbeler ve izleri bile silinmiş olan yaralar… Hepsi bir gün tekrar uyanır. Genç Türk romancı Aslı Erdoğan, şiiri andıran kısa, dokunaklı bir öyküde, burada Cevnevre’de kaçsak da göçsek de asla iyileşemediğimizi gösteriyor. Yasaklar içimizdedir, korku da, aşk da.

Les Echos

Boğaziçi’nden Leman’a
Mucizevi Mandarin

Cenevre, gece. Korkularını nadir birkaç karanlık sokağında toplayan, sakin ve düzenli, uluslararası bir kentin tuzağa düşüren melankolisi. Aslı Erdoğan’ın kahramanı, neonların ve sokak lambalarının yapay ışığında İsviçre kentini arşınlıyor. Acıları ve mahrumiyetleri yüreğine işlemiş genç Türk göçmen kadın bu yabancı şehiri turluyor. Giden bir sevgilinin yokluğu, Sergio; bir gözünün kaybı, varoluşsal dengesizliğinin sembolü. Tek gözlü, yalnız, korkutucu hayalet, bir gece karşılaşılan/hayal edilen –güzelliğin, kaygısızlığın, özgürlüğün imgesi— genç bir kadının, Michelle’in yardım elini tutar.

Umut vaadi

“Mucizevi mandarin” sert ve hüzünlü bir roman. Çünkü kahramanın son kaygısı iki gerçeği gizler. Göçmenlerin koşulları: “Acılı bir geçmişle ürkütücü bir gelecek arasında sıkışmış olarak, anı yakalamayı başaramıyorlar.” Ve erkekler ülkesinde yetişmiş –reddedilmiş, kapatılmış, dövülmüş— bir kadının yoksunluğu. Yabancı kadın, yeni bir kimlik yaratmayı, çalınmış gençliğini unutmayı, özgür bir dünyada özgür bir kadın olmayı başaramaz.

“Mucizevi mandarin”in gücü, yazarının yazgıya teslim olmamasından geliyor: ümitsizliği öfkedir ve dolayısıyla ümit vaadidir, aşk acısı tutkudur. Çin efsanesinin mandarinindeki gibi, yaralarınızı yeniden kanattığında ve sizi yok olma tehsine düşürdüğünde aşka bir açık kapı bırakılabilir mi? Aslı Erdoğan, yalın bir biçimde, eski bir masalı çağrıştıran bu trajik yolculuğu gözler önüne seriyor. Şehrin ucunda, yolculuğun sonunda, tüm aldatıcı görünümler ve tüm kuruntular dağılıyor. “Şeyleri çok ciddiye almama”, düz yaşama gücünü, göçmen, geçici ikizi Michelle’de ya da kaçıp giden aşk kültünde değil, ama bizzat kendinde bulacaktır.

Transfuge

İki roman. Her biri kendi tarzında, Türkiye’nin Batı ve moderniteyle ilişkisini ele alıyor. Ve kadının bugünkü yerini.

Genç bir kadın geceleri Cenevre’nin sokaklarında dolaşır. Bir gözü yoktur. Türktür ama daha ziyade vatansızdır. Gençliğini oluşturan yasaklardan ve şiddetten kaçtıktan sonra, göçmenin, doğulu ve sakat kadının, terkedilmiş sevgilinin yalnızlığını keşfeder. Sevgilisi Sergio –ki onun sayesinde kent bir sığınağa dönüşmüştür— kadını terk eder. Gururundan ötürü, teslim olma, verme ve yitirme korkusundan ötürü onu elinde tutmak için kadın hiçbir şey yapmaz. Hiç şüphesiz orada aşkı kendisi için tehli kılan bir deneyim yaşar. Ayrıca boş yere kendini duygusuzluğa bırakır, öyle ki mutluluğu huzurunu tehye düşürecektir “şefkat” diyor, “bazen en çok ona ihtiyacı olanları yaralar.” Ama gençlik yıllarında, ülkesinin kadınlarına dayatılan kuralları reddetmesiyle kazandığı bağımsızlığına sıkı sıkı tutunduğundan, bu uyanıklığa sahiptir: “Koruma isteğiyle hükmetme isteğini ayıran sınırı çizemiyorum.” Erkeklere güvenmez.

Temiz Cenevre’nin adı çıkmış sokaklarında acısını ve düş kırıklıklarını dolaşır. Yaşamın ve safeletin onu kendi başarısızlıklarına sürüklediği bu göçmen mahallesi… Boğaziçi’nin hatırası, gece kaçamaklarına sızar. Boğaziçi artık sadece nostalji değildir, bir yurt gibi kaybedilmiş bir göz, karanlığa açılan bir göz. “Aşkın fazladan bir gözü daha vardır” diyor. Yazmak için kafelerde oturuyor ve bir restoranda karşılaştığı güzel ve tuhaf bir kadından esinlenerek, kendisinden tümüyle farklı bir ikiz hayal ediyor. Ama bu hayali ikiz de, her zaman acımasız olan gerçeğin eline düşecektir. Genç Türk, etrafındakileri, farklılığın tehdit ettiklerini korkutarak, yalnızlığını güçlendirmek için bantlı gözünü göstererek, korkuyu bir yaşam şekli haline getirir.

Aslı Erdoğan, melankolinin trajiğin rolünü oynadığı bu şiirsel öyküde, gözlemci bir şekilde nerede olursa olsun kendisine bile yabancı göçmenin yıkımını betimliyor.

Le Matricule des Anges

Tek Göz

Öykünün anlatıcısı genç Türk kadın akşam olunca Cenevre sokaklarında dolaşır. Sevgilisi Sergio’nun gidişinin ardından sol gözünü kaybeder. Bundan böyle bir korku ve tiksinti nesnesi olarak, yalnızlığa ve sinizmle örtülü bir ironiye sığınır; bir kafede rastladığı genç bir Fransızın kendisine gösterdiği ilgiyi şu sözcüklerle anlatır: “Benim demokrasi için savaşırken tek gözünü yitiren Üçüncü Dünya’lı bir yazar kadın olduğumu düşünmüş olmalı.” Gerçekte, acı tüm kişiliğine sinmiştir ve en ufak bir şefkat ifadesinde krılacak gibidir. Bu tuhaf roman farklı düzeylerde okunabilir; fiziki bir eksilme deneyiminin ve yol açtığı marjinalliğin –kara mizahi— öyküsü olarak yorumlanabilir. Güzelliği zedelenmiş bir kadının aşk pazarında pek bir değeri yoktur ve beklentisi de yoktur, yazarın yaptığı tespit budur. Ve ötekilerin bakışının tasviri “tek göz onlara göre ölümden daha katlanılmaz birşeydir… benim kayıp gözüm, onların kaybettikleri ya da kaybetmeye mecbur oldukları şeylerin yerini tutuyor. Onu bir uçurum gibi görüyorlar” nobranca tüm fizki anolmaliler karşında duyulan korkuyu dile getiriyor. Ama hikaye daha sembolik, neredeyse psikanalitik bir boyuta sahip: kayıp göz bilinci simgeliyor ve belki de, içini boşalttığımızda, söylenmeyenleri ve nevrozları. Bununla birlikte, Aslı Erdoğan’ın sert denebilecek biçemi, tumturaklı sözlerden uzak, mesela anlatıcı sevgilisine hitap ederken: “Hoşuma gitmek için, alçakça beleş acılar, kabuslar, trajediler dağıtırken… bana güvenme” Bu kısa metne, okuru hüzünle ve acımayla dolduran karanlık bir güzellik veren, bu kişiliğin aydınlanmamış acısı, gizemli geçmişi ve yabancı bir Cenevre’deki yalnızlığıdır.

Le Monde des Lines

Laveggi, Erdoğan, özlülüğünü övebileceğimiz iki kadın

Lucile Laveggi her zaman özlülük sanatında başarılı olmuştur. İmalı bir anlatım için değil, aksine, söylemekten hoşlanmadıklarımızı, hatta kendi kendimize itiraf etmekten çekindiklerimizi dolambaçsız bir şekilde açık açık ifade etmek için….

Kısalık ve netlik Aslı Erdoğan’ın da nitelikleri arasında. Erdoğan 1967 İstanbul doğumlu. Fizik eğitiminin ardından, Rio’ya gitti “ve o zamandan beri, diyor editörü, tüm dünyayı dolaşıyor.” Bu göçebe, şiir ve roman yazıyor. Mucizevi Mandarin, “Kırmızı Pelerinli Kent”in ardından Fransızcaya çevrilen ikinci romanı.

Yaralı bir kadının Cenevre’deki gece gezmeleri üzerinden, tüm bir hayatın yasaklara ve tehlere bağlı olduğunu belirtiyor Aslı Erdoğan. Öykünün anlatıcısının iki yarası vardır. Sevdiği adam onu terk eder ve kısa bir süre sonra, tuhaf bir hastalığa yakalanır. Sol gözünü kaybeder, korkutucu bir pansuman vardır gözünde ve Mahabharata’nın bu ünlü sözünü anımsar:

“Aşkın fazladan bir gözü vardır.”

“Cenevre, akşamları sokaklarında rasgele dolaşmak için ideal yerdir. Herşeyden önce, bu kent sıkıntı verecek kadar güvenlidir.” Gençliğinde, akşam geç saatlerde tek başına dışarı çıkmak istediği ülkesinde meydan okuyacağı tehler burada yoktur. Türk kadınların kaderinden kaçmak için, sürgünü seçer. Sergio ile, kendisini yaşam acısından kurtaracak aşkı bulduğuna inanır. Ama o da onu yalnızlığına iter, herkesi kendisinden uzaklaştıran yüzündeki yarayla yalnızlığı perçinlenir.

Genelde akşamları, yürüyor ve kafelerde yazıyor. Bir hayali ikiz yaratıp, ona Michelle adını verdi ve bu kadın kendisinin aksine –gözünü iyileştirmeyi deneyen doktorun tabiriyle— “şeyleri fazla ciddiye almıyor.”

“Michelle yürürken, tüm dünyaya kafa tutuyor.” “Sergio gibi, o da aşk ve mutluluk arayışında yorulmak nedir bilmiyor.” Ama kurgu kişilikler de ölüyor ve giderken şunu söylüyorlar “kendi içimize yaptığımız bu yolculukta yalnızdık.”